Son günlerin dünyası

14 Kasım 2018 Çarşamba, 11:08

Yıllar önce. Rahmetli Celal Bayar’la ilgili birkaç olumsuz cümle kurmuştum. Kız evladından uzunca bir mektup geldi. Okudum ve mahcup oldum. O gün şöyle bir karar aldım: Kendini savunamayacak durumda olan insanlarla ilgili şahsiyat yazıları yazmamalısın.

Fikir tartışmaları elbette ayrı. Harf inkılâbının neden olduğu felaketi konuşabiliriz mesela. En sert devrimlere maruz kalan toplumlar bile böyle bir değişikliğe gitmemişti.

Çoğunlukla Kemalistlerin ulusalcı, Atatürkçülerin liberal oldukları biliniyor. İlginç bir fark. Bunu şunun için hatırlatıyorum: Kişiler değil, fikirler üzerinden gitmeliyiz.

İşte; durmadan bağıran insanlar görüyoruz. Taraflar ve taraflar.

Bağlılık, sessiz ve derindir, asla bağırmaz. Bağlılıklarını belli etmek için bağıran, yüksek sesle konuşan, başkalarına çatan insanlar var. Bunlar genellikle mevzi ve mevzu bahsini en önce terk edenler oluyor. Yılların şahitliğidir bu.

İşte; emekle ve ekmekle oynamaya çalışanları görüyoruz.

İnsan nasibiyle doğar, yaşar ve ölür. Bir başkasının nasibine düşmanlıkta bulunmak, kimin hükmüne itiraz etmektir? Allah adildir, adaletlidir. Buna inanan biri, kimsenin nasibini kıskanmaz. Kendisine şunu sorar: Bana neden verilmiyor?

İşte; yeteneğe hasımlık eden kişiler ve gruplar görüyoruz.

Meziyet, meleke kavramıyla anlatılır, açıklanır. Mesela iyi bir tespih ustası için şöyle deriz: Allah ona el melekesi vermiş. Uzun sözün kısası: Yetenekli insanları saldırıya açık hale getirmek yerine, onları koruma altına almalıyız. Vasatların dayanışmasına destek olamayız.

İşte; her gün bir yenisini yaşıyoruz.

Milletin gönlünde karşılık bulmuş şahsiyetleri ziyan etme ve emekleri yok sayma konusunda hayli becerikli bir siyaset dünyamız var. Parti ayrımı yapmadan söylüyorum. En küçük parıltı karşısında tedirgin olanlar, neyi nasıl aydınlatacak? İnsanları harcamak suretiyle ne kazanabiliriz? Onunla ne alınabilir?

İşte; tadımız kaçıyor.

Eğlence programları izlenme rekorları kırıyor, belediyeler sürekli festival düzenliyor, sazlı sözlü mekânlar rağbet görüyor, alış veriş merkezleri dolup taşıyor, mizah dergilerinin sayısında artış var. Fakat eğlenmek ile neşeli olmak ayrı şeylerdir. İstikrarlı bir şekilde neşemizi kaybediyoruz. Gerginiz ve endişeli bekleyiş sürüyor.

Herkes dertli, haklı ve alacaklı görüyor.

Genellikle böyle olur: Aldıklarımızı söylemez, verdiklerimizi söyleriz. Yaptığımız olumsuzlukları pek düşünmez, buna karşılık bize yapılanları daima dile getiririz. Kimi kendisine ikram edilen bir bardak çayı unutmaz, kimi de dünyaları alsa hatırlamaz. Kendimize bir soru: Hangi mizaca doğru gidiyoruz?

Kırgınlıkları çoğaltmak, küskünlükleri büyütmek, kıymetleri ziyan etmek, hassasiyetlerle oynamak, uçurumları daha derin ve keskin yapmak; bunlardan gelecek bir fayda yoktur. (Yeni Şafak)