Dilimizde olan, kalbimizde de bulunmalıdır

07 Mart 2018 Çarşamba, 10:19

Dünya, gelip geçtiğimiz yolun adıdır. En son kendi cenazemize katılacağız.

Hayat, biraz da hatıra biriktirmek ve bırakmaktır. Yaşarken ağladığımız bir olayı, yıllar sonra tebessümle anar, gülerek anlatırız.

Hakan Albayrak’ın çevirdiği bir şiirden dilime pelesenk olan dize: “Ya bu gece ölürsem?”

Bugün ve yüzlerce yarın. İki ihtimal de sürekli bizimle beraberdir. Kelebeğin ömrünün sadece yirmi dört saat olduğuna inananlar çoğunluktadır. Oysa binlerce kilometre öteye göç eden, hatta kış uykusuna yatan kelebekler var. Aklımıza geldi diye yazıyoruz.

Ölümlü insanların ölümsüz gibi davranması, bizi hep aynı sorunun kapısına getiriyor: Hiç mi ibret almazlar?

Almıyoruz galiba. Başkalarına bakıyor, kendimize bakmıyoruz. Bakmak derken, kastımız giyim kuşam ve yeme içme değil. İşin o kısmında sorun görünmüyor.

***

Geçenlerde, ormanın kıyısında bir aileye denk geldim. Adeta çöplüğün içinde piknik yapıyorlar. Biraz ilerisi tertemiz. Öyle anlaşılıyor ki rahatsız olmuyorlar. Neden? Çünkü onlar da o halde bırakıyor.

Kendine yapılmasını istemediğini başkasına yapma. Nasıl bulmak istiyorsan öyle bırak. Tavsiyeler hep bu yönde.

Ayna imgesi bunun için önemli. Sürekli başkalarına bakan, onların kusurlarını arayan, eksiklerini inceleyen, ilişkilerini kurcalayan, bir müddet sonra kendine ait şeyleri göremez oluyor. Peşinden gittiği olumsuzluklara benzemeye başlıyor.

İnsanın görevi güzelliği kötülemek, iyiliğin önünü kesmek, emeği yok etmek değildir. Şunlar şöyle, bunlar böyle. Peki, sen nasılsın, ben nasılım? Ne yapıyoruz?

Başkalarına haksızlık ederek haklı duruma gelemeyiz. Bir işi beğenmemenin en hakikatli yolu, daha iyisini yapmaktır, yazmaktır. Kalemimize çamur çekerek yazar, dilimizi hasedin hizmetine vererek siyasetçi olamayız mesela. Buna benzer şeyler.

İnsan, gençliğin verdiği coşku ve hırsla hatalar yapabilir. Hepimiz yaptık. Fakat belli bir yaştan sonra durulmamız, ölümü de hatırlayıp dikkatli olmamız gerekiyor. Bakınız: Kul hakkı.

***

Garip yerlere doğru gidiyoruz. Teşekkürü bile övgü olarak görenler, anlayanlar var. İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a şükreder mi? Seven sevdiğine sevdiğini söylemesin mi?

Öte yandan şu: İşlerin değil de ilişkilerin belirleyici olduğu bir çağdayız. Bu acı gerçeği kabul ediyoruz.

Adalet, herkese hakkı olanı vermektir. Adil Düzen fikriyle büyümüş nesilleriz. Bu düzeni önce içimizde, sonra çevremizde kurmalıyız. Dilimizde olan, kalbimizde de bulunmalıdır. Dile gelen kalbe inmiyorsa sorun var demektir. Yol neden kapandı, kapanıyor?

Samimiyet, anlatılan değil, anlaşılan bir şeydir. Samimiyim diyerek samimi olamayız.

Sözün sakini olan bir kimse, sekînet içindedir. Her konuda sürekli konuşanlar ve susmayı bilmeyenler, söyleyecek sözü olmayanlardır. Onlardan sakinlik de bekleyemeyiz.

Ayna diyoruz. Aynamızı kaybetmek, ölçüyü ve dengeyi yitirmek anlamına da geliyor. Muhasebe yapmayan, tefekkür etmeyen, daima haklı ve alacaklı olan kimselere dönüşebiliyoruz.

Başkalarından ziyade biraz da kendimize bakalım. İçimize ve işimize dönelim. Ne haldeyiz, hangi durumdayız, vaziyetimizden memnun muyuz? (Yeni Şafak)