Elbette Filistin

20 Aralık 2017 Çarşamba, 11:29

Filistin topraklarında yaşanan mezalimi ve adaletsizliği yüksek sesle dile getirdiğimiz zaman, hep aynı itirazla karşılaşıyoruz: “Hani icraat?”

Hemen söyleyelim: Zor zamanda konuşmak da ciddi bir iştir. Böylelikle şunu demiş oluyoruz: “Alışmasın gözlerim / Dünyanın karanlığına.”

Hakikate doğru birkaç adım attığımızda, “hamaset yapma” diyenler oluyor. Keşke yapabilsek. Ara verip sözlüğe bakalım. Hamaset: “Doğuştan gelen yiğitlik, kahramanlık. Savaşta gösterilen cesaret.” Ne yazık ki mecaz, anlamın önüne geçmiş. Yanlış.

Sayın Erdoğan, Amerika’nın vahşi Kudüs kararından sonra harita ve fotoğraflar eşliğinde yüksek hakikat içeren konuşmalar yapıyor. Bu konuşmaların herhangi bir yaptırım gücü olmayabilir. Buna karşılık asla hafife alınmayacak bir etkisi var.

Her türlü insanî sınırı aşan bir haksızlığı tüm dünyaya duyurmuş oluyor. Amerika ve Avrupa’daki büyük medya kuruluşlarının kimlere ait olduğunu düşünürseniz, bu konuşmaların önemi iyice artıyor.

Filistin toprakları ve Kudüs davası için her türlü çabayı sonuna kadar göstermeliyiz. Bizim için şunu diyorlar ve maalesef doğru söylüyorlar: “Birkaç gün tepki verir, sonra alışırlar.” Evvela bunu kırmalıyız. Yazacak, konuşacak, çalışacak ve konuyu daima sıcak tutacağız. Yorulduk diye pes edecek, üzüldük diye geri çekilecek değiliz. Umutsuzluk yok.

Bir gün şartlar değişebilir. Her şey başka olur o zaman. Yarının ne getireceğini bilemeyiz.

***

Kudüs’ün tarihinde beş önemli dönüm noktası olmuştur. Şu an altıncısı yaşanıyor. Tarihî günlerin içindeyiz. Kudüs’ün fethi, Haçlılar tarafından ele geçirilmesi, kurtuluşu, İngiliz işgali ve İsrail’in kuruluşu. İnancımız odur ki, bu son olaylar, uyanışımıza vesile olacaktır. Mescid-i Aksa’yı zimmetlerine geçirmek isteyenler, inşallah, ellerinde bulunanları da kaybedecektir.

Yıllardır İslâm Birliği’ni savunuyor ve şart olarak görüyoruz. Böyle bir birlikteliğin niçin elzem olduğu bu günlerde daha iyi anlaşılıyor. (Elzem: En lazım, çok gerekli, vazgeçilmez.) Kâtili kendisine şikâyet ettiğimiz müddetçe dertlerimiz bitmeyecektir. Canımız yanmaya, kayıplarımız artmaya devam edecektir. Tekrar ayağa kalkmamızın ilk şartı, dayanışma duygusuna ve birlikte hareket etme kâbiliyetine yeniden kavuşmamızdır. Bunun hayal olmadığını, mümkünatının bulunduğunu İstanbul Zirvesi’nde gördük. Türkiye, bunu başarabilecek tek ülkedir.

Dördü, beşi bilmeyiz. Bildiğimiz budur: Dünya, inancımızdan büyük değildir.

***

Avrupa haritasına baktığımızda, İngiltere ile Almanya arasında birkaç devletçik görürüz. Bu devletçikler, iki ülke arasında önlem gibi durmaktadır.

Aynı akıl İslâm dünyasında da kendini göstermiştir. İsrail’in çevresindeki bazı ülkeler, tamamen icattır diyebiliriz. Mesela Lübnanlı diye bir milletin varlığından bahsedemeyiz. Suriye coğrafyasının bir kısmını böyle bir proje için aldılar, ayırdılar, o kadar.

İsrail’e cesaret veren şeylerden biri de çevresindeki bu milletsiz devletler, karma yapılardır. Arap Baharı’nın manidar bir şekilde uğramadığı, yanından yöresinden geçtiği yerler.

Nasıl bir ince hesapla karşı karşıya olduğumuzu artık daha iyi anlıyoruz.

Bu coğrafyada ince operasyonlar bitmez. Türkiye, Kudüs davasında inisiyatif alır almaz, bir adım öne çıkar çıkmaz, bazı sosyal medya hesapları, “aslında o toprakları yahudilere Türkler sattı” türünden seri paylaşımlar yapmaya başladı. Birkaç olumsuz örnek, hakikatin tamamı gibi anons edildi.

Hem yazacak, konuşacak, çalışacak hem de her türlü hamleye karşı dikkatli olacağız. (Yeni Şafak)