Aklıma ilk gelenler

09 Aralık 2017 Cumartesi, 19:28

Günlük hayatta bazen görüyoruz. Maruz kaldığımız da oluyor. Her türlü fenalığı yapıyor, insanların hayatı ve haysiyetiyle oynuyor, fakat zerre bedel ödemeden, hiçbir şey olmamış gibi yaşantısına devam ediyor. Böyle kimseler var. Pişmanlık duymuyor ve her defasında daha da ileri gidebiliyorlar. Yalan büyüyor, fitne genişliyor, kötülük yayılıyor. Adil mi? Değil.

Oysa yaptıklarına karşılık biraz bedel ödemiş olsaydı, işin rengi değişebilirdi. En azından bazı adımları atmaya cüret edemezdi.

Batı dünyasına mensup birçok ülkenin durumu da bu örneğe uyuyor. Sayılamayacak kadar mümin katlediyor, hayatları yerinden ediyor, kötülükte bulunuyor, fakat bedel ödemiyorlar. Canları yanmıyor. O konforlu hayatlarını güzelce sürdürüyorlar. Adil mi? Değil.

Ahlâk dışı bir sistem kurmuşlar. Örgütlü kötülüklerine karşı kendini veya ülkesini korumaya çalışanı hemen 'terörist', 'diktatör' ilân ediyorlar. Böylece bir adım daha atmış oluyorlar. Güya yaptıkları meşru hale geliyor.

***

Fitnenin ve enaniyetin yıkıcılığı konusunda Afgan mücahitleri örnek veriyorum. Dünyanın iki süper gücünden birini yendiler. Fakat kendilerine yenildiler. Fitne ve enaniyet galip geldi. Sonuç acıdır ve ortadadır.

Seksenlerden günümüze gelirsek, bu amansız hastalığın birçok yere sirayet ettiğini görüyoruz. Müslümanların tekbir getirerek birbirini katlettiği günlerdeyiz. Ayrılığın ve ihanetin en derin yerindeyiz. Hem anlamakta, hem nefes almakta zorlanıyoruz. Bu halimiz niyeti iyi olmayanlara da cesaret veriyor.

Ümmetçe birlik ve beraberlik içinde olsaydık, hayatî konularda müşterek bir duruş sergileseydik, başımıza gelenlerin çoğu gelmezdi. Bir yığın vebalin altına da girmemiş olurduk.

Bütünlüğünü sağlamış bir İslâm âlemi, Kudüs’ün özgürlüğüne kadar birçok anlama gelir. Bunu başlatacak olan inşallah Türkiye’dir.

***

Görüp beğendiğimiz bir şeyi alabilmemiz için çalışmamız ve kazanmamız gerekiyor. İstemek, bir başına yetmiyor yani.

'Bizimdir' demekle hiçbir şey bizim olmaz. Sloganların ötesine geçip projeler üretmeliyiz. Çalışmak, çabalamak, derinleşmek şart. Sadece ülkelerimizi değil, kendimizi de tahkim etmeliyiz. Daha şuurlu ve azimli olmalıyız.

Kudüs’e defalarca gitmiş olan Ömer Lekesiz ve Kemal Öztürk ile yakın ilgisini bildiğimiz Mustafa Özel, Adem Özköse ve Ahmet Murat, müstakil birer kitap yazmalı mesela. Kudüs’le ilgili akademik çalışmalar, yayınlar, etkinlikler artmalı. Mescid-i Aksa pulları dahi etkili olacaktır. Bu pulların dünyayı dolaştığını düşünelim. Neyi koruduğumuzu veya kaybedeceğimizi her daim hatırlatmalıyız. Kudüs’ü sadece dilimizin değil, kalbimizin de gündeminde tutmalıyız. Sıcak ve taze.

Aylık bir Kudüs dergisi olabilir örneğin. Dergi deyip geçmemek lazım. Birkaç genç arkadaşın fedakârca çıkardığı Ayasofya dergisi, özellikle yeni nesil arasında ciddi bir yankı uyandırdı, karşılık buldu. Ayasofya, her sayıda tekrar önümüze gelmiş oluyor. Teşekkürler Recep Terler.

Kudüs bizimdir fakat özgür değildir. Kudüs’e giden yol İstanbul’dan başlıyor ve Bağdat, Musul, Halep, Şam, Beyrut, Kahire’den geçiyor. Dikkat ederseniz, önce bu şehirlerimizi yıktılar, rehin aldılar veya etkisiz hale getirdiler. Ardından kara karar geldi.

Bir tek İstanbul bağımsız olarak ayakta kaldı. Dolayısıyla ilk adım buradan atılmalıdır, atılacaktır.

***

Kuvvetli olmaktan yalnızca maddiyatı anlayanlar çıkıyor. Küskün olan iki müminin barışması bile bu çabaya dâhildir. Kalbimizi hasetten, fitneden, riyadan arındırmak, kuvvetli olmanın başlangıcıdır. Ancak dünyadan ve şahsi küçük hesaplardan kurtulursak kuvvetli oluruz. Manevî derinlikten ve dirayetten yoksun insanların elindeki maddiyat, şahsiyeti köreltir. İhtiras da öyledir. Bakınız: Körfez’deki bazı ülkeler ve liderler.

Kudüs konusu aynı zamanda bir elek vazifesi görmektedir. Sadık olanlar ile olmayanlar birbirinden ayrılıyor. Dert ve dava sahipleri belli oluyor. İnsanın istikametini öncelikleri belirler. Kim nereye gidiyor, anlaşılıyor.

Bu satırları cumanın aydınlığı içinde yazıyoruz. Kudüs, inancımızın bir parçasıdır. Elbette inancımızın gereğini yerine getireceğiz.

(Yeni Şafak)