Ne Yapmalı

14 Kasım 2018 Çarşamba, 11:05

İslam Dünyası belki de tarihin en kötü günlerini yaşıyor.

İşgaller, katliamlar, iç savaşlar ve kuşatılmışlıklar ortasında sahip olduğu potansiyeli fark edemeyecek duruma gelmiştir.

Bilgi çağında bilgiye ulaşamamakta, enformatik yönlendirmelerin kıskacında “kontrol edilebilir bilgi” dışında bir şeye sahip olması engellenmektedir.

Oysa Müslümanların geçmişinde devasa bir birikim ve kültür bulunmakta ve bu kültür üstündeki tozları silkeleyecek nesilleri beklemektedir.

Bernard Lewis gibi pek de iyi niyetli olmayan Batılılar bile gerçeği itiraf etmek durumunda kalıyorlar:

Yüzyıllar boyu İslam, dünyadaki en büyük askeri gücü temsil etti. Dünyada en büyük ekonomik güç İslam'dı. Bilim ve sanatta insanlık tarihindeki en büyük başarılara imza atmayı başarmıştı. Kâğıt yapım ve kullanımını Çin'den, ondalık sayı düzenini Hindistan'dan alıp Avrupa'ya aktararak daha büyük ölçüde insanlığın hizmetine sunmuştu.” (Yanlış giden ne oldu (What went wrong?), Bernard Lewis )

Peki, ne oldu da bu hale geldik?

Bu önemli bir sorudur; ama maalesef bu soruya karşılık aklıselimle düşünme yerine köksüz bir fikri aidiyet duygusuyla birilerini suçlamaya girişiyor ve gittikçe çözümden biraz daha uzaklaşıyoruz.

Şu bir gerçektir ki, okumayı, bilginin peşinde gitmeyi bıraktık, bilgiden uzaklaştık. Daha da kötüsü hiçbir şeyi derinlemesine öğrenme zahmetine katlanmadan çok şey bildiğimizi sanıyoruz.

Oysa eskiden öyle değildi.

En problemli yönetimler zamanında, en sıkıntılı dönemlerde bile durum şimdikinden çok daha iyiydi.

 İzzetbegoviç eskiye dair şöyle bir bilgi veriyor: “Emevi sultanı mütefekkir Hakim 400.000 ciltlik kütüphaneye sahip idi ve 400 yıl sonra "Bilgin" lakaplı Fransız kralı V. Şarl ancak bin adetten az bir kitap sayısıyla övünebildi. 891 yılında Yakubi, Bağdat'ta 100'den fazla kütüphane saymaktadır. "Bu devirde edebiyat ve sanata yardım etmeyecek birinin zengin olması düşünülemezdi". (Rissler). Irak'ın küçük bir kasabası olan Nadife'de bulunan kütüphanenin içinde 40 000 cilt kitap, Hama'lı Kürd prensi Ebu'l-Fida'nın kütüphanesinde 70 000 cilt, Güney Arabistan' da olan Resuli Emir El-Muayyed'in kütüphanesinde 100 000 cilt, Maraga' da 400 000 cilt kitap bulunuyordu.” (İslami yeniden doğuşun sorunları, Aliya İzzetbegoviç)

İlk emri “oku” olan dinin “ilk bağlıları” emrin gereğini yerine getirdiler ve ortaya devasa bir birikim çıktı. Ama ne olduysa, bırakın bu birikime ulaşmayı birçoğumuz bunun farkında bile değil.

Öyle görünüyor ki, “Nasıl bu hale geldik?” sorusu ile bir yere varamayacağız. O yüzden çözüme odaklanmak, “Nasıl bu hale geldik?” yerine “Ne yapabiliriz?” ya da “Ne yapmalıyız?” sorularını sormak gerekmektedir.

Bir İslami uyanışa, bir dirilişe, modernizmin kirletmediği bir İslami kimliğe yeniden sahip çıkmaya ihtiyaç var. Bunun için yerel ve küresel siyasetin iyice okunabilmesi bir yana olaylar ve olgular karşısında yaşanan savrulmalar iyi tespit edilmeli ve ona göre siyasetler geliştirilebilmelidir.

Yoğunluklu olarak batıda bulunan küresel ifsad cephesi, hastalıklı kanser hücresi gibi sürekli kendini yenilemekte, savunma alanlarına operasyonlar düzenlemektedir. Taktikler değişmiş, hedefler büyümüştür. Bunun için Londra'nın, Paris'in, Berlin'in oryantalistleri yerine “yerli” profiller kullanılmaktadır.

Umudu kaybetmemek; ama çok daha fazla dikkatli olmak gerekmektedir. (Doğruhaber)