Ortadoğu’da kirli tezgâh!

27 Kasım 2018 Salı, 11:28

Trump yönetiminin “Ortadoğu politikası”nın İsrail’in çıkarları doğrultusunda şekillendirildiği ortada. Siyonist Lobi, radikal Sağcılar, Hıristiyan-Siyonistler ve Neoconlar Trump’ı ele geçirmiş durumdalar. Bu politikada Suudi Arabistan’a önemli bir rol biçilmiş görünüyor. Suudi Arabistan’ı fiilen Veliaht Prens Muhammed Bin Selman yönetiyor. Prensin, Suudi Arabistan’ı sözde ‘modern bir ülke’ olarak markalaştırma politikasının Washington’da alıcı bulmasınıysa lobiler üstlendi. Prensin Kraliyet ailesi içindeki olası rakiplerinin tasfiyesinde Trump’ın damadı ve kıdemli danışmanı Jared Kushner’in yardımcı olduğuysa bir sır değil.

“CIA Raporu”nda Prens Selman’ın “Cemal Kaşıkçı Cinayeti”nde azmettirici rol oynadığı belirtilmesine rağmen Trump, ABD-Suudi ittifakını sürdürmekte kararlı. ABD Kongresi’nde Demokratlar, ve Cumhuriyetçiler’in küçük bir kısmı Trump’ın Prens Selman’ı kollamasına tepkililer. Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ve Demokrat Senatör Bob Menendez, Suudi Arabistan’a ve Prens Selman’a sert yaptırımlar getirilmesi için birlikte çalışıyorlar. CIA raporunu güvenilir bulan Cumhuriyetçi Senatörlerden Ben Sasse ve Mike Lee, Trump’ın Prens Selman’ı “Kaşıkçı Cinayeti”nin dışında tutmasını eleştiriyorlar. Senatör Sasse, Trump’ın Prens’in “Kaşıkçı Cinayeti”ne karıştığını söylemesi gerektiğini de ifade ediyor.

Trump ara seçimler öncesinde yaptığı bir mitingde “ABD olmazsa Suudiler 2 hafta bile iktidarda kalamazlar” demişti. Trump, Suudilerin ABD desteğinin karşılığını ödemelerini de istemişti. Bu ödemeler arasında Suudilerin Trump’ın ‘Filistin Plânı’nı desteklemesi de var. Trump’ın sadık taraftarları Hıristiyan-Siyonistler “Büyük İsrail”i savunuyorlar ve ABD-Suudi İttifakının bozulmasını istemiyorlar. İsrail ise Trump yönetiminin desteği sayesinde işgal edilmiş topraklar üzerindeki genişlemeci politikasını daha pervasız şekilde yürütüyor.

İsrail’in Suriye’ye ait “Golan Tepeleri”ni ilhâk etme kararını kınamak üzere 17 Kasım’da toplanan BM Genel Kurulu’nda ABD “hayır” oyu kullandı. Her yıl yapılan oylamada ABD “çekimser” oy kullanıyordu. 1967 Savaşı’nda Golan’ı işgal eden İsrail, 1982’de de ilhâk kararı almıştı. İsrail, savunma ve su kaynakları bakımından stratejik öneme sahip Golan’ı Arap nüfustan arındırdı. BM bu ilhak kararını tanımadı. ABD’nin resmi politikası da BM ile uyumluydu. Golan’ın ilhâkı “Büyük İsrail”in unsurlarından biri. 17 Kasım’daki BM oylamasında ABD’nin “hayır” oyu kullanmasıysa ilhâkı kabul ettiği anlamına geliyor.

Amerikalı Hıristiyan Siyonist Sağcılar “Büyük İsrail” için Suudiler’e güveniyorlar. Trumpçı Radikal Sağ’ın yayın organlarından “Breitbart News”in editörlerinden Joel Pollak 23 Kasım tarihli yazısında “Trump’ın desteği olmadan Muhammed Bin Selman uzun süre hayatta kalamaz —­ve o bunu biliyor. Bu Trump’ı talepte bulunacak bir konuma yerleştirir” diyor. Pollak, Suudi Arabistan’ın Trump’ın ‘Filistin Plânı’na vereceği desteğin İsrail için elverişli olacağını vurguluyor. Pollak, Suudi yönetiminin hem İsrail’in bir ‘Yahudi devleti’ olduğunu kabul etmeleri ve hem de İsrail’in Kudüs’teki egemenliğini tanıyan bir barış plânını tanımaları için Filistinlilere baskı yapabileceğini söylüyor. Suudilere Kudüs’te Mescid-i Aksa ve diğer İslam yapıları üzerinde bir miktar yetki verilerek anlaşmanın tatlandırabileceğini söyleyen Pollak’a göre Prens Selman’ın kendisine verilecek bu rolü reddetmesi aptallık olur.

Bölgemizdeki kaostan bir “Büyük İsrail” çıkarmak için kirli bir tezgâh sözkonusu. “Golan”, tezgâhın küçük bir parçası. Bir Arap atasözünde belirtildiği gibi, “deve burnunu çadırın kapısından sokarsa, arkasından gövdesi onu takip edecektir.” Bu tezgâhta iktidarlarını ABD’ye borçlu rejimlere roller biçiliyor. Bu bir santranç oyunu gibi. Oyun bittiğindeyse Şah da Piyon da aynı kutuya girer. Tezgâh başarıya ulaşırsa, kazananlar oyunu kuranlar olacaktır. (Yeni Şafak)