Amerika’da neler oluyor!

30 Ekim 2018 Salı, 12:33

Önceki yazımızda “Hıristiyan-Siyonizmi”, “Beyaz Irkçılık” ve “Katolik Muhafazâkârlığın” ‘Trumpçı’ bir çizgide buluştuklarını belirtmiştik. Bu buluşma ülkedeki Latin Amerikalı “Hispanikler” ve “Siyah Amerikalılar” açısından kaygı vericiydi. Trump’ın 2016’daki başkanlık seçimlerinde katı bir göç politikası vaat etmesi kaygıları derinleştirdi. Daha çok Demokratlar’a oy veren Latin Amerika, Afrika ve Asya kökenli Amerikalıların nüfuslarının giderek artmasıysa, Cumhuriyetçi Parti’nin tabanını oluşturan Beyaz Amerikalı muhafazakârlara göre yerleşik Amerikan kimliğini zayıflatıyordu. ABD’de siyaset bu ikilem arasında sıkıştı. Trump’ın başkan seçilmesiyle birlikte bu ikilem Amerikan toplumunu ciddi bir bölünmenin eşiğine getirdi. Bölünme taraflar arasındaki “kültür savaşları”nı da tetikledi.

ABD’deki bölünmenin bir tarafında Yahudiler de yer alıyor. Amerikan Yahudilerinin yüzde 70’i Demokratlar’a oy veriyor. 1911’de New York’ta bir gömlek fabrikasında çıkan yangında 146 işçi ölmüştü. Yangının kurbanlarıysa yaşları 16 ila 23 arasında değişen yeni göçmen Yahudi kadınlarıydı. O sırada da ABD’de, başta Yahudiler olmak üzere göçmenlere yönelik kısıtlayıcı düzenlemeler tartışılıyordu. Yangından sonra New York şehri geniş çaplı protesto gösterilerine sahne oldu. Göçmen işçilerin haklarıyla ilgili harekete Demokratlar’ın öncülük etmesi Yahudilerin siyasi tercihlerini etkiledi. Tepkiler bir sonraki seçimlerde Demokratlar’ın kazanmasıyla sonuçlandı. Yahudilerin çoğunlukla Demokratları desteklemelerinin en önemli sebeplerinden biriydi yangın. Trump’ın “gelmiş geçmiş en İsrail yanlısı Başkan” olarak ilân edilmesi bu gerçeği pek değiştirmedi. “1911-Triangle Shirtwaist Fabrikası Yangını” hem Yahudiler ve hem Amerikan işçi hareketi için hâlâ en önemli sembollerden biridir.

“Beyaz Irkçı” grupların Trump’ı desteklemeleri ana akım Cumhuriyetçiler’i bile tedirgin etti. 12 Ağustos 2017’de Charlottesville kentinde ırkçı ve ırkçılık karşıtı grupları karşı karşıya getiren protestolar sırasında yaşanan olaylar bu tedirginliği artırdı. Beyaz Irkçı bir fanatiğin otomobiliyle kalabalığın arasına dalması sonucunda Heather Heyer isimli bir kadın hayatını kaybetti. Trump’ın her iki tarafı eşitleyen bir açıklama yapması kendi kabinesi içinde bile tepkiyle karşılandı. Mesalâ dönemin Dış İşleri Bakanı Rex Tillerson, Trump’ın açıklamasıyla ilgili bir soruya, “Başkan kendi adına konuşuyor” diye karşılık verdi. Trump yaptığı gafı daha sonra düzeltmeye çalışarak ırkçılığı eleştirse de aşırı sağ grupların desteğini kaybetmedi.

Demokrat siyasetçi ve Trump eleştirmeni isimlere gönderilen bombalı paketlerin failinin Trump yanlısı Cumhuriyetçi bir fanatik olması havayı daha da zehirledi. Üstüne üstlük cumartesi günü Yahudi karşıtı bir Beyaz Amerikalı, Pensilvanya eyaletinin Pittsburgh kentindeki bir Sinagoga saldırarak 11 kişiyi öldürdü. Sinagog saldırısı ABD ve dünya medyasında baş sıraya oturdu. Aynı hafta içinde gerçekleşen bir başka saldırıysa nedense dikkatlerden kaçtı. Bizim medyada da bu saldırı bildiğim kadarıyla tek satır bile yer almadı.

24 Ekim Çarşamba günü Kentuck eyaletinin Jeffersontown ilçesinde Beyaz Amerikalı bir fanatik, “Siyah Amerikalılar”ın devam ettiği kiliseye saldırı girişiminde bulundu. Kilisedeki görevliler kapıları kilitleyerek saldırganın içeri girmesini engellediler. Saldırgan bu defa bir süpermarkette alış veriş yapan Siyahlar’a ateş açtı. Saldırıda 69 yaşındaki Maurice Stallard hayatını kaybetti. Saldırgan daha sonra marketin oto parkında karşılaştığı Vickie Lee Jones adında, 67 yaşındaki Siyah bir kadını da vurarak öldürdü. Bombalı paketler.. Jeffersontown.. Pittsburgh... Hepsi de 72 saat içerisinde gerçekleşti. Kasım seçimlerinden iki hafta önce gerçekleşen olaylar arasında bir bağlantı olmadığını söylemek ise pek mümkün gözükmüyor. (Yeni Şafak)