HÜDA PAR Bangladeş Raporunu Açıkladı

HÜDA PAR Bangladeş Raporunu Açıkladı

Yaşanan son idamların ardından Bangladeş Raporu hazırlayan HÜDA PAR, karalamaların, Siyasal İslam'ın önünü kapatmak için yapıldığına dikkat çekti.

Hür Dava Partisi, yaşanan son idamların ardından kapsamlı bir Bangladeş Raporu hazırladı.

HÜDA PAR Dış İlişkiler Başkanlığı danışmanları Hasan Bozdaş ve Zeynep Bozdaş tarafından ''Tarihi Süreciyle Bangladeş Siyaseti ve Savaş Suçları Yargılaması'' başlığıyla hazırlanan raporda, karalamaların, Siyasal İslam’ın önünü kapatmak için yapıldığı belirtildi.

Hedef İslami siyaset
Ülkede sadece Cemaat-i İslami değil, diğer İslami partiler, hareket ve organizasyonların da hedefte olduğu vurgulanan raporda şu önerilere yer verildi:

1. Dünya kamuoyunda ciddi bir otorite sorunu yaşanmakta, gerek Birleşmiş Milletler gerekse uluslararası İslam kuruluşları nezdinde ülkelere herhangi bir yaptırım uygulanamadığı görülmektedir. Uluslararası hukukta yaptırım konusu ciddi bir sorun olmakla birlikte, insan hakları ihlallerinin tabiri caizse reklam ve propagandasının yapılması noktasında eksikliğin giderilmesi gerekmektedir.

2. Müslüman nüfusun olduğu her ülkeden siyasi partiler, insan hakları örgütleri ve sivil toplum kuruluşları ayrı birer kongre oluşturarak periyodik ve sistematik bir biçimde toplanmalı, sorunları dile getirmeli, sonuç bildirgeleri supranational özellik gösteren tüm oluşumlara sunulmalı ve kamuoyu oluşturulmalıdır.

3. Dünya Müslümanlarının birbirinden haberdar olmadığı maalesef bir realitedir. Basın kuruluşlarının vermediği haberler dışında ülkelerde çok sayıda insan hakları ihlalleri gerçekleşmekte, kişiler baskı ve ambargo altında kalmaktadır. Kuruluşların şahsi veya ortak birer basın komisyonu oluşturmaları şarttır. Bu komisyonlarda Arapça, İngilizce gibi genel kullanımı olan diller dışında Urduca, Çince, Rusça gibi dillerin bilinmesi ihtiyacı da hâsıl olacaktır. Komisyonlar, ülkelerdeki İslami kuruluşlar ve insan hakları örgütleri ile irtibat halinde olmalı, sürekli görüş alışverişinde bulunulmalıdır. Ülkelerdeki en ufak ihlal durumunda, dünya kamuoyu durumla ilgili bilgilendirilmelidir. İnternet çağının yaşandığı günümüzde, Müslüman oluşumların birbirinden habersiz olması kabul edilemez.

4. Her kuruluş, dünyada yaşanan bu tür ihlallerle ilgili olarak, kendi ulusal basın kuruluşlarını sürekli olarak ziyaret etmeli, konuyla ilgili demeçler vermeli, siyasilere ihlaller durumunda baskı yapılarak konunun siyasi çözümünü istemelidir. Buna yanaşmayan basın kuruluşları ve siyasiler de, toplantılarda halka teşhir edilmelidir.

5. Karşılıklı heyetler oluşturularak, ülkelerdeki sosyopolitik durum yerinde incelenmelidir.

RAPORUN TAMAMI:

Tarihi Süreciyle

‘Bangladeş Siyaseti ve Savaş Suçları Yargılaması’

Hazırlayan:

Hüda Par Dış İlişkiler Başkanlığı Danışmanı Hasan BOZDAŞ 
Hüda Par Dış İlişkiler Başkanlığı Danışmanı Zeynep BOZDAŞ

Aralık 2013                                  

I. ÖNSÖZ

            Bangladeş, özellikle son dönemlerde Cemaat-i İslami Partisi’nin liderlerine verilen idam ve müebbet hapis cezalarıyla gündeme geldi. 2010’dan bu yana Müslümanlar üzerindeki baskının iyiden iyiye kendini gösterdiği Bangladeş’te, özellikle Cemaati İslami liderleri 1971 yılındaki Bağımsızlık Savaşı’nda işlenen suçlara ortak olmak iddiasıyla suçlanıyorlar.Bu kişilerin, 3.000.000 insanın öldürülmesi, 200.000 kadına tecavüz edilmesi, yağma, kundaklama gibi ağır suçlarla yargılandığını, bir kısmının mahkûm edildiğini, bir kısmının da infazının gerçekleştiğini görüyoruz.

            Bu yargılamada sadece Cemaat-i İslami değil, ana muhalefette bulunan sağcı Bangladeş Milliyetçi Partisi(BNP) mensupları da yargılanmaktadır. İktidardaki Awami Ligi Partisi’nin, bunun öncesinde bugün itham edilen Cemaat-i İslami Partisi ile siyaseten beraber hareket ettiği, koalisyon çalışmaları yaptığı bir gerçektir. Güçlü bir şekilde iktidara gelmenin cesareti ile bugün en büyük muhalif güçleri yargılaması oldukça düşündürücüdür.

            Özellikle İslami bir hareket olan ve büyük mütefekkir Ebu’lA’la Mevdudi’nin yolunda devam eden İslami siyasetin önemli bir aktörü Cemaat-i İslami’nin, böyle çirkin ithamlarla yargılanması birçok insanda kuşku uyandırmış ve belkide karalama kampanyaları hedefine ulaşmıştır. Amacımız, suçlandıkları 1971 Bağımsızlık Savaşı’nı Bangladeş’in tarihinden itibaren irdelemek, Cemaat’in siyasi ve İslami politikalarına göz atmak, Bangladeş siyasetinin rotasını bir taslak halinde sunmaktır.

            Çalışmamızın‘Bangladeş’in yapısı, tarihi ve siyasi dönemleri’ ile ilgili kısımlar, ülkenin resmi sitelerinden derlenerek hazırlanmıştır. İnsan hakları ve ihlalleri, savaş suçları yargılaması ile ilgili kısımlar ise uluslararası kuruluşlar‘South AsiaTerrorism Portal’,‘International Federation of Human Rights’, ‘Human Rights Watch’, ‘Asian Human RightsCommision’, ‘Odhikar’ gibi kuruluşların yayımladıkları raporlarla hazırlanmıştır.Çalışmamız hazırlanırken, Türkiye’den de Uluslararası Hukukçular Derneği ve Mazlum Der’in bölgeye ilişkin raporları göz önünde bulundurulmuştur. 

            Çalışmamızın, Bangladeş’te yaşananlar konusunda kamuoyunu bilgilendirmesini ve bilinçlendirmesini umuyoruz.

II. BANGLADEŞ’İN COĞRAFİ, SİYASİ VE DEMOGRAFİK YAPISINA BAKIŞ

            A. BANGLADEŞ’İN COĞRAFİ YAPISI

            Güney Asya’da yer alan Bangladeş, coğrafi konumu itibarı ile Uzakdoğu ülkeleri ve Güney Asya ülkeleri arasında köprü teşkil etmektedir.Başkenti Dakka(Dhaka)’dır. Kuzey, doğu ve batı sınırlarından Hindistan ile, Güneydoğu’dan Burma ile komşu olup, güneyi Bengal Körfezi çevrilidir. Yüz ölçümü, 143.999 kilometre karelik bir alandan oluşmaktadır.

             B. BANGLADEŞ’İN DEMOGRAFİK YAPISI

            Yaklaşık 180 milyon nüfusuyla dünyanın en kalabalık 7. ülkesidir. Nüfusun %98’ini, Bangladeş’in yerli unsurları olan Bengalliler oluşturmaktadır. Diğer etnik unsurların başlıcaları Marmalar, Garolar, Çakmalar, Hasiler, Tripuriler’dir.

            Nüfusun yaklaşık olarak %90’ı Müslüman olup, dünya üzerinde en fazla Müslüman nüfusa sahip ülkelerden biridir.

            Bengalliler, neredeyse tüm Güney Asya’ya yayılmış etnik bir unsurdur. Bangladeş terimi, ‘Bengal Yurdu’ manasına gelmektedir.

            Bengalce, Hint-Avrupa dil ailesi içerisinde yer almaktadır. Ülkenin resmi dili Bengalce, yabancı dili İngilizcedir. Resmi din İslam’dır. Müslümanların çoğunluğunu Sünniler oluşturmaktadır. Hindular, Müslümanlardan sonraki en kalabalık din grubudur.

            Budist, Anemist ve Katolik Hristiyan nüfustan bahsetmek mümkündür. İngiltere kontrolünde misyonerlik faaliyetleri de sistemli bir şekilde yürütülmektedir.

            C. SİYASİ, İDARİ VE EKONOMİK YAPI

            Çok partili, demokratik bir sisteme sahip; 1972 yılında yürürlüğe giren bir anayasa ile idare edilen Bangladeş, devlet başkanı ve parlamento üyelerini beş yılda bir seçmektedir.Mevcut devlet başkanı ‘Zillur Rahman’dır. Parlamentosu, 300 sandalyeden oluşmaktadır. Ülke; ‘Birleşmiş Milletler’, ‘İslam Kalkınma Bankası’, ‘İslam Konferansı Örgütü’, ‘Uluslararası Para Fonu’, ‘İngiliz Uluslar Topluluğu’ üyesidir.

            2008 yılı genel seçimlerinde iktidara gelen Awami Ligi(Awami League), sosyal demokrat-ulusal sol anlayışa sahip bir partidir. Partinin liderlik koltuğunda ve başbakanlıkta, ülkenin kurucu cumhurbaşkanı Şeyh Mucibur Rahman(Sheikh Mujibur Rahman)’ın kızı Şeyh Hasina Vecid(Sheikh Hasina Wajed) bulunmaktadır.       

Bangladeş Milliyetçi Partisi(Bangladesh Nationalist Party-BNP), liberal ve muhafazakâr çizgide siyaset yapmakta, başkanlık koltuğunda 1991-1996 ve 2001-2006 dönemleri başbakanıHalide Ziya(Khaleda Zia) oturmaktadır. Parti, şu anda ana muhalefet partisi konumundadır.

Parlamentoda, sosyalist bir anlayışa sahip olan Milli Parti(Jatiya Party) ve komünist, Leninist düşüncedeki İşçi Partisi(Workers Party) de temsil edilmektedir.

Ülkede, Pakistan ev Hindistan’da olduğu gibi kadınlar siyasette oldukça aktiftir. Ülkenin en büyük iki partisinin başında kadın siyasiler bulunmaktadır. Bununla birlikte kadınlar için hem parlamentoda hem de yerel yönetimlerde saklı kadrolar bulunmaktadır. Son olarak 19 kadın milletvekili doğrudan meclise girmiş, yerel yönetimler için kadınlara %30 kadro ayrılmıştır.

Ülke, 7 idari bölgeden oluşur. Bunlar; Barisal, Chittagong, Dhaka, Khulna, Rajshahi, Rangpur, Sylhet bölgeleridir.

            Çalışan nüfusun yaklaşık %70’i tarım, %20’si sanayi sektöründedir. Fakat Bangladeş, gıda yönünden kendi ihtiyaçlarını ürettikleriyle karşılayamamakta, ithalata ihtiyaç duymaktadır. Dış ticaret yönünden en fazla ABD ile ilişkidedir. Ülkede işsizlik oranı yüksek dolaylarda seyretmektedir. Neredeyse her iki kişiden biri işsizdir.

            Bağımsızlığından 1982 yılına kadar olan süreçte sosyalist bir anlayışın hâkim olduğu Bangladeş ekonomisi, 1982 yılından itibaren serbest pazar ekonomisine dönüşmüştür.

            D. EĞİTİM YAPISI

            Ülkede okuma yazma oranı %40 dolaylarında seyretmektedir. Ülkede, resmi okullarla birlikte din müfredatı gören medreseler de eğitim-öğretim faaliyetine katılmaktadır.

            Hristiyan misyonerler ülkede pek çok okul ve eğitim kurumu yoluyla ciddi bir faaliyet yürütmektedir. Yabancı dil eğitimi, İngilizce olarak sürdürülmektedir. 

III. BANGLADEŞ’İN TARİHİ YAPISINA BAKIŞ

            A. 1947 ÖNCESİ HİNDİSTAN

            Hindistan’ın 1500’lü yıllarda Avrupalılar tarafından fark edilmesinin ardından, bu topraklara doğru büyük bir göç furyası başlar. Kısa bir zaman sonra, önemli ölçüde kolonileşen İngilizler, kontrol edilemez bir güç haline gelir veHindistan Şirketi(India Company)’ni kurar.1757 Plassey Savaşı’nda yerel yöneticileri yenen ‘şirket’ Birleşik Krallık’tan kendi lehlerine birçok yasa talep edecek, fabrikalar kuracak, Hindistan’da ‘şirket’e ait büyük bir ordu oluşturacak, isyanları yine Hintlilerden oluşan bu orduyla bastıracaktır.Böylelikle halk köleleştirilecek;Britanya, bu toprakları büyük ölçüde sömürecektir.

            İdari olarak onlarca prenslik ve küçük devletten oluşan Hindistan topraklarında, prenslerin kendi toprakları üzerindeki hâkimiyeti devam etmiştir. Yöneticiler, şirket’e çok fazla muhalefet etmemiştir. Şirket, krallık üstü bir yapı kurmuştur. Çıkan isyanlarda prensler ve liderler, halktan değil şirket’ten yana tavır koymuşlardır.

            1857 İsyanı, Batıve Doğu Hindistan Şirketi(West, EastIndian Company)’ne karşı ciddi bir askeri muhalefettir. Bu isyanda da prensler sessiz kalmış, sadece birkaç küçük prenslik ayaklanmaya katılmıştır. 1858 yılında Hindistan şirketi feshedilerek; ülke doğrudan Birleşik Krallık’a bağlanmıştır. Bu isyan, Hindistan’da gereken önemi bulmuş ve tarihçiler tarafından Birinci Hindistan Bağımsızlık Savaşı olarak adlandırılmıştır. Bu isyanın nedeni ise şirketin askerlerine(ki bu askerlerin büyük çoğunluğu Müslüman, Hindu ve Sihdir.) sağladığı silah kartuşlarının(kurşun) sığır ve domuz yağı ile kullanılması olmuştur. Domuz, Müslümanlar açısından haram; sığır ise Hindular açısından kutsaldır.  Bunun öğrenilmesi ile şirket ordusundaki askerler isyana girişmiş ve isyanı başlatan kişi olan Hindu dinine mensup Mangal Pandey isimli asker idam edilmiştir.

            İlerleyen zamanlarda isyan yatışmış ve Hindistan halkı siyasi örgütlenmelere girişmiştir. 1885 yılında 70 kadar Hint delege bir araya gelerek Hint Ulusal Kongresi’ni kurmuştur. Toplumun sadece elit kesimi temsil edilen Hindistan’da; Hint Ulusal Kongresi, bir takım sivil hak ve inisiyatifler için girişimde bulunmuş, parlamenter sistemi yerleştirmek istemiştir. 1900’lerin başında da Kongre, partileşmiştir.

            Kongre içerisinde Müslümanlar ve Hindular arasında görüş ayrılıkları oluşmuş, kongre üyesi Müslüman SeyidAhmed Han(SirSyedAhmedKhan) Kongre’den ayrılmıştır. Çünkü sadece belli bir kesimin temsil edileceği, bundan dolayı gruplar arasında derin görüş ayrılıklarının oluşacağı bir parlamento fikri ona doğru gelmemiştir. Müslümanlar da bu fikirdendolayı uzun zaman siyasetten uzak durmuşlardır.

            1929 yılında Hindistan Ulusal Kongresi, Birleşik Krallık’a karşı bağımsızlık kazanmak için bir sivil itaatsizlik eylemi başlatmıştır ve bu düşüncenin mimarı Hindistan’ın babası olarak anılacak kişi olan MahatmaMohandas KaramçandGhandi’dir.

            Uzun eylem, direniş ve eziyet dolu günlerin ardından 1947 yılında Hindistan, Birleşik Krallık’tan bağımsızlığını almıştır. Fakat Hindular ve Müslümanlar arasında çatışmaya varan çok ciddi ayrılıklar neticesinde MahatmaGhandi’nin, Hindistan’ın bağımsızlığını ilan ettiği gün; Ghandi’nin yakın arkadaşı Müslüman Muhammed Ali Cinnah da Pakistan topraklarının bağımsızlığını ilan etmiştir.

            B. 1947-1971 YILLARI ARASI PAKİSTAN VE KISA TARİHİNE BAKIŞ

1947 yılından önce bir tarihi olmayan Pakistan, bugün kendi topraklarında kurulmuş ilk devlet olma özelliğini taşımaktadır. Dolayısıyla Hindistan tarihini konuşmadan Pakistan tarihini konuşmak mümkün değildir.

Henüz sömürgeci Birleşik Krallık’ın hüküm sürdüğü dönemde, Müslümanlar bir araya gelerek Tüm Hindistan Müslümanları Birliği(AllIndia Muslim League)’ni kurmuştur, çünkü Hint Ulusal Kongresi, Müslümanların ihtiyaçlarına cevap vermemektedir. Müslüman Ligi’nin içerisinde Pakistan devletini kuracak olan Muhammed Ali Cinnah ve şair-mütefekkir Muhammed İkbal de yer almıştır. Müslümanlar, Kongre ile paralelgitmişler, Hindistan’ın özgürlüğünü savunmuşlar, Müslümanların da Hindularla aynı haklara sahip olması için mücadele etmişlerdir. Fakat Hindistan’ın Müslümanlar ve Hindular arasında bölüşülmesi gerektiği söylemi 1940’tan beri Müslüman Ligi içerisinde dile gelmiştir. Bunun en büyük sebebi, diğer dini unsurların Müslümanlara uyguladığı şiddet politikasıdır. Bağımsızlıktan sonra Pakistan ve Hindistan arasında mübadele yapılmış, Sihler ve Hindular Hindistan’a iade edilmiş, bazı Müslümanlar da Pakistan topraklarına geçmiştir.  

Pakistan, bağımsızlığını kazandığı dönemde iki ayrı toprak parçasından oluşmuştur. Bugün, Pakistan olarak bildiğimiz devlet Batı Pakistan, Bangladeş olarak bildiğimiz devlet ise Doğu Bengal ya daDoğu Pakistan olarak adlandırılmıştır.Toprakları arasında fiziki bir bağlantı olmayan Batı ve Doğu Pakistan arasındaki kuş uçuşu mesafe, 1500 kilometreyi aşmaktadır. Ülkede idare ve siyaset Batı Pakistan’dan yürütülmüş, nüfusun daha yoğun olduğu Doğu Pakistan ise bir eyalet statüsünde kalmıştır.

C. BANGLADEŞ BAĞIMSIZLIK SAVAŞI

            1. Faktörler

Bangladeş’i, Bağımsızlık Savaşı’na sürükleyen faktörlerden en önemlisi, siyasetin Batı Pakistan içerisinde kontrol edilmesidir. Üst düzey devlet politikacıları ülkenin Batı kısmından seçilmiş; Doğu, açık bir ayrımcılığa tabi tutulmuştur.

 Doğu Pakistan yoksulluk ve ekonomik istismara maruz bırakılmıştır. Batı Pakistan, savunma bütçesinden Doğu’ya çok az bir pay ayırmış ve dış yardımlarda dahi haksızlık yapmıştır. Bakıldığında iki ülke arasında ciddi bir refah farkı olduğu görülmektedir. Yoksulluk ve yolsuzluğun artması, Bengal tarafında ciddi bir rahatsızlık yaratmıştır.

Ayrılığı getiren en önemli faktör ‘dil’ olmuştur. 26 Ocak 1949 tarihindeBatı Pakistan’ın, resmi dil olarak Urduca’yı belirlemesi ve diğer dillerin konuşulmasını yasaklamasının ardından, ana dilin Bengalce olduğu Doğu Pakistan’da büyük tepki hareketleri başlamıştır. İşin bir başka ilginç tarafı, toplam nüfusa indirgendiğinde Bengalce konuşan kişi sayısı Urduca konuşan kişi sayısından fazladır. Bu haksızlık, milliyetçilik hareketlerinin de başlamasına yol açmıştır. Protestolar büyüyünce bu kez yürüyüş ve protesto mitinglerini yasaklayan hükümet, 21 Şubat 1952 tarihinde buna karşı çıkan bazı Dakka Üniversitesi öğrencilerini öldürmüş ve dünya kamuoyu dâhil çok ciddi tepki toplamıştır. Sonrasında Pakistan, Bengalce’yi ikinci anadil olarak kabul etmek zorunda kalmıştır.  Bugün halen katliamın gerçekleştiği gün, Bengal Anadil Günü olarak kutlanmaktadır. Tarih,‘Bengal Dil Hareketi’ olarak bu olayı kayıtlara geçirmiş, UNESCO da 1999 yılında 21 Şubat’ı ‘Uluslararası Anadil Günü’ ilan etmiştir.[1]Hareketin başında,  daha sonra Doğu Pakistan Cemaat-i İslami’nin başına geçecek olan Ghulam Azam da yer almaktadır.[2]

            2.Bağımsızlık Savaşı’na Giden Süreçte ‘Şeyh Mucibur Rahman’[3]

Bangladeş’in kurucu cumhurbaşkanı olacak olan Şeyh Mucibur Rahman, bu süreçte söylemlerinde hem yolsuzluğa savaş açmış, hem de işçi hakları üzerine söylemlere başlamış bir politikacıdır. Bu çalışmalar üzerine Pakistan cuntası tarafından hapse atılır veBengalce’nin yasaklanmasını da fırsat bilerek 13 gün sürecek açlık grevine başlar.

Bu süreçten sonra Awami Müslüman Ligi’ne katılan Mucibur Rahman, 1953 yılında partinin genel sekreteri seçilir. Ardından da Pakistan Kurucu Meclisi’nde görev yapar.

1958 yılında General Eyyub Han tarafından yapılan askeri darbeye karşı halkı örgütleme çabasından dolayı 1961 yılına kadar hapiste kalır.

1963 yılında Awami Ligi’nin başına gelen Mucib, partiyi Pakistan’ın önemli partilerinden biri haline getirir. Awami Müslüman Ligi’nin adından‘Müslüman’ kelimesini çıkarır, bu da Müslüman kesimlerden büyük tepki almasına sebep olur.

1960’lı yıllarda güvenlik hizmetleri, sivil hizmetler, vergi dağılımı gibi birçok konuda Bengalliler aşağılanmakta, Batı Pakistan’ın ihmalkârlığına uğramaktadır.Bunlar da Mucib’inmuhalefetini arttırmasını sağlamaktadır. Bunlar üzerine muhtariyet düşüncesi oluşan Mucib, 6 maddelik bir özerklik planı oluşturur. Buna göre:

·       Anayasa üzerinde Pakistan federasyon devlet haline getirilmeli, meclisin üstünlüğünün sağlanacağı bir parlamenter sistem kabul edilmelidir.

·       Federal hükümet sadece savunma ve dışişleriyle ilgilenmeli, bunun dışındaki konularda federe devlet bağımsız olmalıdır.

·       İki ayrı para birimi kabul edilmelidir. Bu mümkün değilse, bütün ülke için tek para birimi kabul edilmeli ancak etkili anayasal hükümler, Doğu’dan gelen sermayenin güvencesini sağlamalıdır. Doğu Bengal’e ayrı bir banka rezervi tahsis edilmelidir. Ayrı maliye ve para politikası Doğu Bengal için kabul edilmelidir.

·       Gücü vergilendirme ve gelir toplama, federasyon birimlerinin yetkisinde olmalıdır. Federe devlet kendi giderlerini karşılamak için, federal devletten vergi payı alma hakkına sahip olmalıdır. 

·       Döviz hesapları her iki federe devlet için eşit olmalı, yerli ürünler federasyon içerisinde serbest hareket etmelidir. İki yapının yabancı ülkelerle ticaret bağlantıları kurmak için birimleri güçlendirilmelidir.

·       Doğu Bengal’in ayrı bir milis ya da paramiliter gücü olmalıdır. 

Altı nokta hareketi olarak adlandırılan Mucib’in bu önerileri, bazı Hindu ve Bengalliler arasında kesin kabul görür. Ancak, Batı Pakistan bu fikirleri ayrılıkçı ve radikal bulur.

Mucib ve ona destek veren 34 subay; Pakistan’ı bölmek, birliğini, düzenini, milli güvenliğini Hint hükümet ajanlarıyla danışıklı olarak bozmaya teşebbüsten suçlanır, tutuklanır. Tutuklanması, Doğu Pakistan’da ciddi şekilde tepki toplar.Bengalli çeşitli siyasi gruplar ve öğrenciler altı maddelik plana öğrenci, işçi ve yoksulların sorunlarına çözüm önerileri ekleyerek 11 madde haline getirir.

Mucib serbest kaldıktan sonra, halk kahramanı olarak Doğu Pakistan’a döner. 1969 yılında; General Eyyub Han tarafından toplanan partiler, 11 maddelik bu planı reddeder. Bunun üzerine yürüyüşe geçen Mucib, 5 Aralık 1969 günü Doğu Pakistan’ın adının, halka açık bir toplantıda Bangladeş olacağını dile getirir ve zımnen bağımsızlık mesajı verir.

            Mucib’in bu beyanı, ülke çapında gerginliğin artmasına sebep olur. Batı Pakistanlı politikacılar ve askeri yapı, Mucib’i ayrılıkçı lider olarak görmeye başlar.

12 Kasım 1970 tarihinde Doğu Pakistan’da meydana gelen ve Bhola ismi verilen siklon(tropikal fırtına) sonucunda kıyı şeridinde 500.000 dolaylarında kişi hayatını kaybetmiş, milyonlarca kişi mağdur olmuştur. Batı Pakistan cuntasının yeni lideri Yahya Han’ın yardımları geç ulaştırması, büyük bir eleştiri konusu olur. Bu şiddetli yıkım sonucunda meydana gelen ihmalkârlık, Bengalliler arasında Batı Pakistan’ın idaresinin yetersiz olduğu kanısını doğurur. Doğu Pakistanlı partiler, kasıtlı ihmalkârlığından dolayı Batı Pakistanlı yetkilileri suçlar. Batı Pakistanlı politikacılar ise bu yıkımı fırsat bilerek Awami Ligi’ne siyaseten saldırır.

7 Aralık 1970 tarihindeki genel seçimlerde tüm Pakistan’daki sandalyelerin tamamına yakınını Mucibur Rahman’ın partisi Awami Ligi kazanır, Batı tarafında ise en başarılı parti Zulfikar Ali Butto’nun liderliğindeki Pakistan Halk Partisi’dir. Butto, Mucib’in özerkliktalebine şiddetle karşı çıkar ve Awami Ligi’nin iktidara gelmesini reddeder. Hâlbuki Awami Ligi, Pakistan Halk Partisi’nin iki katı kadar oy almış ve mecliste mutlak çoğunluğu kazanmıştır.

Butto, cuntanın Awami Ligi’ne iktidarı vermeyeceğini öngörerek, Awami Ligi ile koalisyon kurmak için gizli bir şekilde masaya oturur. Anlaşmaya göre Mucib başbakan, Butto da Yahya Han’ın yerine cumhurbaşkanı olacaktır. Pakistan silahlı kuvvetlerinin bu görüşmeden henüz haberi yoktur.

Yahya Han, bir Awami Ligi iktidarı istemediği için meclisin açılışını geciktirir ve hükümet kurma görevini Mucib’e vermez.Mucib, bağımsızlık çağrısı yapıp büyük bir kampanya başlatır. 7 Mart 1971 tarihinde, halkın katıldığı bir toplantıda sivil itaatsizlik ilan eder. Bunun üzerine sıkıyönetim ilan edilip Awami Ligi yasaklanır.

3. 1971 Bangladeş Bağımsızlık Savaşı

Mucib, 26 Mart 1971 gece yarısında bir radyo programında konuşurken; ordu, Doğu Pakistan’a operasyon başlatır. Pakistan ordusu ve bazı polis kuvvetleri Dakka’da birçok sivili öldürür. Savaş, Dakka ve Chittagong’un çeşitli yerlerinde başlar. Şeyh Mucib tutuklanarak Pakistan’a götürülür. Birçok siyasetçi, Hindistan ve diğer ülkelere kaçarak tutuklamalardan kurtulur.

Ordu, düzeni sağlamak adına Bengalli aydınları, politikacıları, sendika yöneticilerini ve sivilleri sistematik olarak hedef almaktadır.Bengal tarafında ise Mucib’e yakın bir politikacı olan TaceddinAhmed(TajuddinAhmad) öncülüğünde büyük bir isyan başlar ve kendilerini ‘Özgürlük Savaşçıları’(FreedomFighters) olarak adlandırırlar.

Pakistan ordusunun,öğrencileri ve entellektüelleri hedef almasının üzerine; Hindistan tarafından siviller silahlandırılarak bir birlik oluşturulur ve bu sivil birlik de Pakistan ordusuna karşı savaşır. Bu birlik ‘MuktiBahini’ olarak adlandırılır.

14 Aralık 1971’de Pakistan ordusu ve bazı paramiliter güçler, 200 kadar Bengal aydınını bir araya toplayarak katleder.[4] Bu operasyon,‘Operasyon Searchlight’ veya ‘Fener Operasyonu’ olarak adlandırılmaktadır. 14 Aralık halen ‘Şehit Aydınlar Günü’ olarak kutlanmaktadır.

Uluslararası baskıya rağmen, Pakistan hükümeti Mucib’i serbest bırakmayıp, onunla müzakereyi reddeder.Pakistan ordusu ile Bengal topraklarında yaşayan bazı oluşumlar arasında gizli anlaşmalar yapılır. Bu anlaşmalar neticesinde Pakistan tarafına çalışacak olan el-Şems(al-Shams), el-Bedr(al-Badr), Razakar gibi sivil-askeri yapılanmalar dikkat çeker.

Hindistan, binlerce mültecinin kendisine sığınması neticesinde Pakistan’a karşı savaşa müdahil olup Pakistan kuvvetleriyle çarpışır.Bengalli milliyetçilere ekonomik, askeri ve diplomatik destek sağlar.16 Aralık’ta Bangladeş topraklarındaki 95.000 asker, Hindistan ve Bangladeş kuvvetlerine teslim olur. Bu, savaşın bittiğinin göstergesidir.

Batı Pakistan’ın iki hafta içerisinde savaşı kaybetmesi, ülkede büyük bir huzursuzluğa ve hayal kırıklığına sebep olur. Yahya Han’ın diktatörlüğü yıkılır veButto büyük bir yükseliş yaşar. Sonradan serbest bırakılacak olan95.000 esir, döndükleri Batı Pakistan’da aşağılanmaya maruz kalır. Ülke, uluslararası zeminde destek toplamakta başarısız olur. Önceki müttefik ABD de herhangi bir dış yardımda bulunmaz.

a. Bağımsızlık Savaşı’nda İnsanlığa Karşı İşlenen Suçlar

Batı Pakistan ordusunun,‘Fener Operasyonu’ kapsamındaki cinayetleri, bağımsızlığın hemen ardından gündeme getirildi. Savaşta 3.000.000 kişinin öldüğü iddia edildi. ‘Hamoodur Rahman Komisyonu’, resmi bir soruşturma başlatarak 26.000 sivilin kayıp olduğunu öne sürdü. Uluslararası medya ve akademisyenler, savaş esnasında yaşanan soykırımı derinlemesine ele aldı. Bağımsız araştırmacılar 8 ila 10.000.000 arasında insanın güvenlik dolayısıyla ülkeden kaçtığına dair rakamlar yayımladı.[5]

2008 yılında ‘ZiadObermeyer’, ‘Christopher JL Muray’ ve ‘EmmanuelaGakidou’ tarafından hazırlanan bir çalışma 269.000 sivilin çatışma sonucu yaşamını yitirdiğini ortaya koyuyor.

Bangladeş entelektüelleri, savaş esnasında çoğunlukla el-Şems ve el-Bedrgüçlerince katledilir. Bölgede birçok toplu mezar bulunduğu söylenir. Bangladeşli kaynaklar, savaş esnasında 200.000 kadının tecavüze uğradığını iddia etmektedir. Savaş sırasında Bengalli milliyetçiler ve aydınların özellikle hedef alındığı ise bir gerçektir.

b. Birleşmiş Milletler ve Ülkelerin Etkisi

Birlemiş Milletler, savaş esnasında gerçekleşen insan hakları ihlallerini kınamakla birlikte, ateşkesi sağlamakta başarısız olmuştur.

1971 yılında Şeyh Mucibur Rahman’ın bağımsızlık ilanından sonra Hindistan, Bangladeş’in kurtuluş mücadelesini destekler ve onlara siyasi, demokratik destek verilmesini sağlamak için dünya çapında bir kampanyaya girişir. Hindistan’ın kadın başbakanıIndıraGandhi, savaş esnasında Bengallilerin maruz kaldığı Pakistan zulmüne karşı farkındalık yaratmak için çok sayıda ülke gezer. Aynı zamanda insanlık dramının yaşandığı bölgeye Hindistan’ın müdahalesinin insani amaçlarla olduğunu da ispatlamaya çalışır.

Savaş esnasında yaşanan dramlar, Hindistan’ın savaşa müdahil olması, elbetteki dünya kamuoyunda endişe yaratmıştır. Savaş henüz devam ederken, 4 Aralık 1971 tarihinde BM Güvenlik Konseyi, Güney Asya’da ki gelişmeleri görüşmek üzere toplanır. 7 Aralık tarihine kadar uzun tartışmalar yapılır. ABD, ‘acil ateşkes’ ve ‘birliklerin geri çekilmesi’ önerisini sunar. Ancak SSCB, ikisini de reddeder. İngiltere ve Fransa ise çekimser kalır.

12 Aralık’ta Pakistan’ın yenilgi alması üzerine, Amerika bu kez Güvenlik Konseyi’nin ‘çözüm’ için toplanmasını ister. Dönemin Pakistan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Zülfikar Ali Butto ateşkes için New York’a gider. Dört gün boyunca müzakereler sürer ve öneriler kabul edilir.

Bangladeş Kurtuluş Savaşı’nda, Pakistan ordusunun yenilgisi yaklaşırken, 6 Aralık 1971’de yeni bağımsız devleti tanıyan ilk ülke Bhutan olur.

ABD, siyasi ve maddi olarak Pakistan’ı desteklemekle birlikte durumun bir iç mesele olduğunu söyleyerek fiilen müdahil olmayı reddeder. Ancak Pakistan’ın yenilgisinin kesinleşmeye başlamasıyla birlikte Başkan Nixon, Bengal Körfezi’ne bir uçak gemisi gönderir. 6-13 Aralık tarihleri arasında ise Sovyet donanması bölgeye nükleer füzelerle donatılmış iki gemi gönderir.

Başkan Nixon, Güney ve Güneydoğu Asya’da Sovyetlerin genişlemesinden korkmaktadır. ABD ile Çin de yakınlaşmaya başlamıştır. Batı Pakistan’ın, Hint işgaline uğraması halinde, ABD’nin küresel anlamda prestij kaybı yaşayacağı ve yeni müttefik Çin’in de bölgesel konumunun etkileneceği dile getirilir. ABD, samimiyetini Çin’e ispatlamak için ABD Kongresi’nin Pakistan’a uyguladığı yaptırımları ihlal eder ve Pakistan’a Ürdün-İran yoluyla malzeme gönderir. Başkan Nixon yönetimi, bölgedeki diplomatlarının ulaştırdığı soykırım iddialarını bilerek görmezden gelir ve desteğini sürdürür.

ABD ve Çin, bu arada Hindistan’a da SSCB’nin yayılmasını önleyecek önlemler alınacağına dair güvence verir. Bunun üzerine Hindistan ve SSCB arasında Ağustos 1971’de Indo-Sovyet dostluk anlaşması imzalanır.

Savaşın sonunda Varşova Paktı ülkeleri Bangladeş’i resmen tanır. Sovyetler,Bangladeş’i 25 Ocak 1972’de, Amerika Birleşik Devletleri ise 8 Nisan 1972’de tanır.

Pakistan, Doğu Bengal’i Hint Kuvvetlerine teslim ederek geri çekildiğinde Dakka’da,Awami Ligi liderliğinde Dakka hükümeti kurulur. Pakistan’da ise Yakup Han istifa ederek, yerini Butto’ya bırakır.Ülkede düzen sağlanana kadar, Bangladeş’te Hint hâkimiyeti devam etmiştir. 17 Mart’ta Hindistan, Bangladeş ordusunun kontrolünü, Bangladeş hükümetine devreder. Daha sonra Mucibur Rahman, geçici cumhurbaşkanlığınıalır. Seçimlerin sonrasında  da başbakan olarak göreve başlar.

Mucib, başbakanlığa geldiğinde Pakistan ordusunun yapmış olduğu bu operasyonu ‘dünyanın en büyük insan kıyımı’ olarak adlandırmıştır. Üç milyon kişinin öldüğü, iki yüz binden fazla kadının tecavüze uğradığı, milyonlarca kişinin psikolojik çöküntü yaşadığı raporlandırılmıştır.

            Mucib’e göre Pakistan güçleri bu şiddeti uygularken yalnız değildir. Bangladeş içerisinde de birçok oluşum Pakistan güçlerinin safında yer almıştır.

            Mucib, bağımsızlık sorununu Birleşmiş Milletler, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve diğer Avrupa ülkeleri ile görüşerek giderir. Hem diğer devletler, hem Hindistan da bu süreç içerisinde önemli ekonomik ve insani yardımlarda bulunur.

            Mucib, ülkenin yeniden inşası konusunda birçok sıkıntı ile karşılaşır. Ülkede gıda sıkıntısı yaşanmaktadır. Bu süreçte, Pakistan destekçileri tarafından Mucib, yolsuzlukla suçlanır. 1974 yılında yaşanan kıtlık neticesinde 100.000’e yakın insan hayatını kaybeder veMucib’inönemli ölçüde destekçisi azalır.

Kısa bir süre içerisinde siyasi yol haritasını ‘laiklik, demokrasi, sosyalizm ve milliyetçilik’ olarak belirleyen Mucib,bunlarla ilgili adımlar da atar. Pakistan ile ilişkilerini düzeltmek için uluslararası İslami kuruluşlara üye olup, savaş suçlularını affeder.

1975 yılında Mucib, bir grup genç subayın darbesi sonucunda, iki kızı dışında aile fertleriyle birlikte öldürülür.Yönetim, askeri vesayete geçer.

IV. CEMAAT-İ İSLAMİ PARTİSİ VE BAĞIMSIZLIK SAVAŞI’NDAKİ TUTUMU

A. PAKİSTAN CEMAAT-İ İSLAMİ PARTİSİ

Sosyal, muhafazakâr, İslamcı ve demokratik bir yapıyı savunan Cemaat-i İslami, 1941 yılında Lahor’da kurulur. Lideri, Müslüman âlim ve sosyopolitik mütefekkir Ebu’lA’laMevdudi’dir. Kurulduğu sırada Hindistan, İngiliz kontrolü altındadır. Pakistan, bağımsızlığını ilan edince; Cemaat-i İslami de varlığına Pakistan’da devam eder. Fakat Hindistan’da kalan üyeler bağımsız bir teşkilatlanmaya girerek ‘Cemaat-i İslamiyye-iHindi’yi oluşturur.

Cemaat-i İslami, uluslararası düzeyde Müslüman teşkilatlarla ilişkilerde bulunur, bunların başında Müslüman Kardeşler(İhvan’ülMüslimin) gelmektedir.

Cemaat’in amacı, İslam hukukuyla yönetilen bir devlet kurulmasıdır.   Mevdudi, yaşadığı dönemde Hindistanlı Müslümanlar üzerinde çok ciddi İslami faaliyetlerde bulunmuştur. Ayrı bir devlet fikri, her zaman söylemi haline gelmiştir. Bu söylemin ana sebebi Hinduların Müslümanlar üzerindeki baskılarıdır.

Kapitalizm, sosyalizm, laiklik gibi ideolojilere ve banka, faiz uygulaması; özgürlükçü, toplumsal gelenekler gibi uygulamalara da karşı çıkmış, yasal çabalarla İslam’ı hâkim kılma fikrini savunmuştur.

Mevdudi, Pakistan’ın bağımsızlığını takiben Lahor’a yerleşmiş, bu andan itibaren de Pakistan’ın İslami bir nizamla yönetilmesi gerektiğini vurgulamış ve bu doğrultuda gayret göstermiştir. Mevdudi’nin bu düşüncesi, Pakistan’ın diğer ileri gelenleri tarafından reddedilmiş ve Mevdudi tutuklanarak cezaevine gönderilmiştir.

O sıralarda İslam dünyasındaki liderlik krizi, Hint milliyetçiliğinin Müslümanlar üzerindeki nüfuzu ve tutumu, Mevdudi’nin ‘hilafet hareketi’ni benimsemiş fikriyatının doğuşunda etkili olmuştur. Müslümanların sadece bir ulus olmadığını, hedeflerinin sadece bir ulusal hükümet olmaması gerektiğini ifade etmektedir. Mevdudi, siyasi konularda birçok çalışma yapar. Milliyetçilik üzerine hassaten çalışır, tüm insanların bir millet olduğunu söyler. Milliyetçiliğin, komünizmden farklı olmadığını belirterek ikisine de karşı gelinmesi yönünde çağrıda bulunur.

1953 yılında Lahor’da meydana gelen ayaklanmalar ve sıkıyönetim ilanı, Cemaat-i İslami’ye karşı bir kampanya başlatılmasına sebep olmuş ve Mevdudi tutuklanmış,  idamla cezalandırılmıştır. Serbest kalması, ancak güçlü kamuoyu baskısı sonucunda olmuştur.

O çalkantılı dönemde İslami bir devlet talep eden Cemaat’in birçok aktivisti tutuklanır, tüm bunlara rağmen Cemaat mücadelesini sürdürür. 1956 Pakistan Anayasası, cemaat ideolojisine benzeyen bir sistemle ortaya çıkar. Farklı dini topluluklar için ayrı bir oylama sistemi öngörülmüştür. Mevdudi bu sırada serbest kalmıştır. Cemaat, Abdulkayyum Han başkanlığındaki ‘Müslüman Birliği’ ile bir ittifak kurar. 1958 yılında Muhammed Ali liderliğindeki, ‘Nizam-ı İslam Partisi’ de ittifak ortağı olur.

1958 yılındaki yeni sıkıyönetim ilanından sonra Eyyub Han, Mevdudi ile bir araya gelerek siyasete girmeleri yönünde tavsiyede bulunur. Eyyub Han, siyasi partiler üzerindeki yasağı kaldırdığından, Cemaat aktif hale gelir ve 1964-1965 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Fatima Cinnah’ı destekler. 1965 Hindistan-Pakistan Savaşı’nda cihad çağrısında bulunur. Savaş mağdurlarına yardım eder, Arap ülkelerinden yardım ister, gelen maddi ve manevi desteklerle hükümetin yanında yer alır.

Cemaat, Eyyub Han’a karşı ‘Pakistan Demokratik Hareketi’ni destekler. 1970 Pakistan genel seçimlerinde Cemaat, bir manifesto yayımlayıp, hukukun kaynağı olarak Kur’an ve sünnet’i gördüklerini ilan eder. Azınlıkların temel haklarının güvence altına alınması da bu manifestoya dâhil edilmiştir.

Cemaat, İslam dünyası ile güçlü bir ilişki amaçlamıştır. Kamulaştırmayı destekleyerek,haksız mülk edinmenin karşısında olmuştur. Ekonomik adalet programında ekonomik eşitlik, işsiz insanlar için istihdam amaç edinilmiştir.

Mevdudi, 1972 yılında sağlık gerekçesiyle hareketine önderlik edemediği için yerine Mian Muhammed Tufeyl(Tufail) emir olarak seçilmiştir.

Zülfikar Ali Butto’nun yardımcısı Dr. Nazir Ahmed öldürüldüğünde, Cemaat üyeleri ve birçok aktivist tutuklanır. 1976’da Cemaat, sokak gücüyle beraber İslamabad’da şeriat uygulamak için bir yürüyüş düzenler. 1977 yılında Mevdudi ve sağcı partilerin ittifakıyla sivil itaatsizlik kampanyası başlatılır, Mevdudi tutuklanır.Suudi Arabistan hükümeti, Mevdudi’nin serbest kalmasını sağlamak için müdahil olur. ‘Pakistan Ulusal İttifakı’, 1977 yılında Butto’nun hükümetine karşı mücadeleye girişmiştir.

Mevdudi, 1979 yılında hayatını kaybeder. Cemaat varlığını onun ölümünden sonra da sürdürmektedir.

Cemaat, İslam Cemiyeti Öğrenci Birlikleri(İslami Cemiyet-iTalaba)’nin yasaklanması için hükümete karşı diğer gruplar tarafından bir hareket başladığında, sessiz kalmıştır. Çünkü bu birlikler Abdullah Azzam’ın Ruslara karşı Afganistan cihadına öğrenci yetiştirmektedir ve Cemaat, yasaklanmalarını istememektedir.

General Ziya’nın ölümünden sonra Cemaat, ‘İslami JamhooriIttehad’ ve ‘Pakistan Müslüman Birliği’ ile sağ kanatta bir ittifak gerçekleştirir. Navaz Şerif hükümeti kabinesine katılmayı reddeder. 1993 Pakistan genel seçimlerinde mecliste sadece üç sandalye kazanır.

1997 Pakistan genel seçimleri cemaat tarafından boykot edilirve mecliste temsiliyet yitirilir. Hindistan başbakanının Lahor’u ziyareti sırasında, Cemaat’in organize ettiği protesto eylemleri sebebiyle binlerce protestocu gözaltına alınır.

Cemaate yönelik genel olarak ılımlı bir politika izleyen Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref, laik reformların başlatılmasından itibaren cemaate karşı ‘terörizmle mücadele’ savaşı başlatır.

2002 yılında Cemaat, diğer dini partilerle bir ittifak(Muttahida Meclis-i Amal) gerçekleştirir.  Gerçekleştirilen ittifak mecliste çoğunluğu alır. Cemaat sürekli olarak radikal gruplarla savaşı ve ABD’nin ülkedeki varlığını eleştirmiş, Müşerref ise aksine özellikle Taliban’a karşı ABD ile işbirliği yapmıştır. Rejimin bu tutumuna karşı Cemaat kanadında tepki olarak istifalar yaşanır. 2008 Pakistan genel seçimleri de boykot edilir.

Pakistan Cemaat-i İslami Partisi, rejimin Taliban’a karşı tutumunu eleştirmekle beraber Taliban’ın şiddet politikalarını da eleştirmektedir.

B. BANGLADEŞ CEMAAT-İ İSLAMİ PARTİSİ

            Bangladeş’in en büyük İslami siyasi partisidir. Cemaat, Bangladeş’in Pakistan’dan ayrılıp bağımsız bir devlet kurmasına karşı çıkmıştır. Cemaatin politikası, tıpkı Pakistan Cemaat-i İslami Partisi’nin arzuladığı gibi, şer’i bir hukuk sistemi ve İslami esaslara dayanan bir devlettir. Bundan dolayı Pakistan ve Suudi Arabistan ile yakın ilişkiler kurmayı hedeflemektedir. Cemaat, 1980’den bu yana Bangladeş Milliyetçi Partisi ile koalisyonlarda bulunmuştur.

            2008 yılı seçimlerinden galip olarak çıkan Awami Ligi’nin lideri Şeyh Hasina Vecid’in en önemli seçim vaadi 40 yıl önceki bağımsızlık savaşında savaş suçu işleyenlerin yargılanacak olmasıdır. 2010 yılında Şeyh Hasina, vaadini yerine getirerek yargılamalara başlar. Yargılama, Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi(ICT)’nde başlamış, Cemaat liderleri ve Bangladeş Milliyetçi Partisi’nin bazı parlamenterleri‘savaş suçu işlemek’ iddiasıyla yargılanmıştır. Bu da ülkede ciddi bir karışıklık başlatmış, şiddet eylemlerinin yaşanması sonucunu doğurmuştur. Ülkede yaşanan kitlesel eylemlerde birçok gösterici yaşamını yitirmiştir.

            Cemaat, İslam Birliği’ne darbe olacağı gerekçesiyle bağımsız Bangladeş’e şiddetle karşı çıkmıştır, bütün söylemlerinde bu konu hala dile getirilmektedir. Pakistan ordusu ile koordineli olarak Bengallilere karşı savaşan Razakar, el-Şems(al-Shams), el-Bedr(al-Badr) gibi kuvvetlerle iş birliği yapmakla suçlanmayı ise kesinkes reddetmekte, şiddetin yanında olunamayacağını ifade etmektedir.

            Cemaat, 1971 Bangladeş Bağımsızlık Savaşı’nın hemen sonrasında, bağımsızlığa karşı tutumu sebebiyle yasaklanır. Bangladeş’in ilk cumhurbaşkanı olan Şeyh Mucibur Rahman, Bangladeş Cemaat-i İslami lideriGhulamAzam’ı vatandaşlıktan çıkarır, bunun üzerine Azam,önce Pakistan’a sonrasında ise İngiltere’ye kaçar. Mucibur Rahman, genç subaylar tarafından gerçekleştirilen askeri darbe neticesinde 1975 yılında öldürülür. Yerine ise Ziya-ur Rahman(Ziaur Rahman) liderlik koltuğuna oturur. Cemaatin faaliyetleri yeniden başlar, GhulamAzam’ın Bangladeş’e dönmesine izin verilir.

‘Jahanara İmam’ isminde, Bangladeş Kurtuluş Savaşı’nda iki oğlunu ve kocasını kaybeden bir yazar, Bağımsızlık Savaşı esnasında Batı Pakistan lehine politika izleyen Cemaat’in faaliyetlerinin serbest bırakılmasına şiddetle karşı çıkarak çeşitli protesto eylemleri düzenler.Azam’ın vatandaşlığına itiraz edilir. Azam, bir dönem sadece Pakistan pasaportuyla ülkede kalır. Ardından ise Bangladeş, vatandaşlığın devamına karar vererek siyasi faaliyetlerini sürdürmesini de onaylar.

19 Mayıs 2008’de, Bangladeş polisi Cemaat’e karşı operasyon başlatır. BNP liderliğindeki eski ittifak hükümetinin iki bakanı AbdülmennanBuiyan(Abdul MannanBhuiyan) ve Şems-ül İslam(Shamsul İslam) tutuklanır. Ülkede kurulan Uluslarası Suçlar Mahkemesi(International CrimesTribunal-ICT), Cemaat üyelerini 1971 Bağımsızlık Savaşı sırasında aşağıda belirttiğimiz milis kuvvetler ile iş birliği yapmakla suçluyor.

el-Şems:Paramiliterbir oluşumdur,  Batı Pakistan ordusu ile birlikte ‘Fener Operasyonu’ kapsamında Bengal milliyetçilerine ve sivillere karşı kitlesel öldürme olaylarıyla suçlandı. Üyelerinin çoğu savaş sonrasında ülkeden kaçtı. Grup yapısı hakkında detaylı bilgi yoktur. Dönem içerisinde Pakistan idaresinin askeri vesayetler yüzünden halka yabancılaşması, Bangladeş bağımsızlığı üzerine yapılacak müdahalede belli bir halk kitlesinin desteğinden yoksun olunacağı anlamına geliyordu. Bu tür paramiliter kuvvetler için, “Bunların arkasında İslami cemaatler ve cemiyetler var!” propagandası yapılarak halkın cihad için desteği alınmış oldu. Fakat yine de bu kuvvetler Doğu Pakistan’da istediği desteği bulamamıştır.

el-Bedr: Tıpkı el-Şems gibi Pakistan ordusunun safında paramiliter bir güç durumundaydı. İsmini Bedir Savaşı’ndan almaktadır. Kamu okulları ve medreseler, bu grup tarafından özel operasyonlar için kullanıldı. Batı Pakistan ordusuna destek için Hindistan sınırında bulundular. 1971 yılının ikinci yarısında giderek örgütlü bir yapı haline geldi. el-Bedrve el-Şems içerisinde iyi eğitimli, özel operasyonları yönetebilecek öğrenciler yetiştirilmiştir. 16 Aralık 1971 tarihinde, Batı Pakistan ordusunun tesliminden sonra al-Bedr, Razakar ve el-Şems’de çözülmeler yaşandı, üyelerinin çoğu tutuklandı, cumhurbaşkanı Ziya-ur Rahman zamanında ise işbirlikçilerin tümü affedildi. el-Bedr özellikle 1971 yılında sivillere karşı işlenen zulümlerle itham edilmektedir. 16 Aralık’a 2 gün kala bölgenin önde gelen aydınlarına uygulanan katliamla suçlanmaktadır. 3 Ocak 1972 tarihinde New York Times Gazetesi’nde yayımlanan bir araştırma raporu gerekçe gösterilerek bugünküyargılama yapılmaktadır.

Razakars:‘Gönüllü’ anlamına gelmektedir. 1971 Bangladeş Kurtuluş Savaşı sırasında Pakistan ordusuna ait paramiliter güçtür. Silahlarının ve eğitiminin Pakistan tarafından sağlandığı iddia edilmektedir. Diğer örgütler gibi bu da, bağımsızlığın hemen arkasından dağılmıştır.40.000’e yakın kişi, savaşın hemen arkasından Razakars üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanmıştır.

            Tüm bu güçlerin yanında, bağımsızlık isteyen kişilerin dirençlerini azaltmak amacıyla Shanti Komitesiisminde bir yapı kurulur, bu bir barış komitesidir ve amacı ‘tek Pakistan’ propagandası yapmaktır.  Bangladeş Cemaat-i İslami’si, tüm bu oluşumlara doğrudan veya dolaylı destek vermekle, üyelerini Pakistan ordusunun yanında savaştırmakla suçlandı. Cemaat, ayrı bir ülke istemiyordu. Shanti Komitesi’nin başında yer aldığı iddia edilen GhulamAzzam, bölünmenin felaket getireceğini, yeni ülkenin Hindistan siyasetinin kuklası olacağını ve bunun da ümmete vereceği zararlardan bahsediyordu. Fakat Pakistan ordusu ve milisler halka zarar vermeye başladıklarında Cemaat, belirttiğine göre buna da büyük bir tepki koymuştu. Bölünmeye karşıydı, ama şiddeti de kabul etmiyordu. Bu söylemleri hala yayımladıkları manifestolarda devam etmektedir.

            Bu yargılamaların devam ettiği 1 Ağustos 2013’te de Bangladeş Yüksek Mahkemesi, Cemaat-i İslami Partisi’ni kapatarak siyaset yasağı getirdi.

V. 1971 SONRASI BANGLADEŞ SİYASETİ

Bağımsız Bangladeş’in ilk devlet başkanı olan Mucibur Rahman, geçici parlamentoya ‘milliyetçilik, laiklik, demokrasi ve sosyalizm’ ilkelerini benimsemiş bir anayasa hazırlama yetkisi verir. Yoksul işçilere yardımcı olacak toprak reformu hedeflenmiştir. Yaklaşık on milyon mültecinin rehabilitesi gerçekleştirilir. Böylece ekonomi iyileşmeye başlayarak, kıtlık önlenir. 1973 yılında ülke seçime gider, Mucib ve partisi seçimden galip çıkar. Sağlık, eğitim, gıda alanında gelişmeyi sağlayan devlet programları hazırlanır.

Devlet, laikliği uygulamada kararlı olmasına karşın ülkede Siyasal İslam Hareketi başlar. Ülkedeki İslami grupların en önemli talebi alkol üretiminin ve satışının yasaklanmasıdır. Ülkede ‘kumar’ yasaklanır. İslam Konferansı Teşkilatı ve İslam Kalkınma Bankası’na üyelik noktasında bir hareketlenme başlar. 1974 yılında Pakistan ile ilişkiler tamir edilir. Mucib, İslam Konferansı Örgütü’nün toplantısında İslam’ı öven bir konuşma yaparak takdirleri kazanır. Ülkedeki komünistler ve İslami kesimler,Mucib rejiminden memnun değildir. Mucib, ülkedeki sağ grupların desteğini almak için savaş suçu zanlılarını da kapsayan genel af ilan eder.

1974 yılında 1,5 milyon Bangladeşlinin ölümüne sebep olan bir kıtlık meydana gelir. Bunun sonucunda Mucib yönetimine karşı bir hoşnutsuzluk peyda olur.

1975 yılında ‘Bangladeş KrishakSramik Awami Ligi’ (BAKSAL) isimli parti yasal olarak tanınır. Mucib hükümetinin yönetimindeki ülkede kamulaştırma, endüstriyel sosyalizm, eğimde personel eksikliği, verimsizlik, enflasyon artışı, yolsuzluk, kusurlu fiyatlandırma politikasında artış yaşanmaktadır. Mucib, ulusal sorunlara odaklanarak yerel sorunları ihmal etmektedir. Önemli mevkilerin atamalarına aile bireylerinin seçilmesi de hem komünistleri hem de Müslümanları oldukça rahatsız etmektedir. Mucib yönetimi kitleler arasında huzursuzluğa neden olmaktadır. BAKSAL ve farklı gruplar Mucib’i protesto eder ve tamamı Mucibur Rahman tarafından cezalandırılır.

15 Ağustos 1975’te bir grup genç subay Mucib’i, ailesini ve kişisel personelini öldürür. Sadece kızları Şeyh Hasina Vecid ve Şeyh Rehana kurtulur. Bangladeş’e dönmeleri yasaklanır. KhondakerMostaqAhmad,Mujib’in halefi olur. Suikastten ABD’yi sorumlu tutan yoğun spekülasyonlar vardır.

Mucib’in ölümünün ardından yaşanan bir dizi siyasi suikast ülkeyi felç eder ve 1978 yılına kadar karışıklık dinmez.

Babası ve ailesinin 1975 yılında öldürülmesinin ardından, Hindistan’da sürgünde yaşayan Hasina, 1981 yılında Bangladeş Awami Ligi Partisi başkanı seçilir. Bangladeş’e döndükten sonra 30 Mayıs 1981’de Cumhurbaşkanı Ziya-ur Rahman’ı hedef alan bir askeri darbe yaşanır. Hasina, 1984 yılında ev hapsine alınır. Partisi, devrik lider Ziya-ur Rahman’ın eşinin başında olduğu Bangladeş Milliyetçi Partisi ile birlikte seçimleri alır.

Awami Ligi başkanı Hasina ve Korgeneral Hüseyin Muhammed Erşad(HossainMohammedErshad) 1986 parlamento seçimlerine katılır. Seçimlerin sonucunda Hasina, muhalefet lideri olarak ülke siyasetinde rol oynar. Seçim, ana muhalefet grubu öncülüğünde düzenlenen eylemlerle protesto edilir. Erşad, 1987’de parlamentoyu fesheder.

Grevler ve yaygın protestolar sebebiyle ülke ekonomisi sıkıntıya girer. Askeri yönetim, 1991 yılında tekrar demokratik seçimlere gitmek zorunda kalır. Geçici hükümetin başkanlığında ŞahabuddinAhmed, ve Bangladeş Yüksek Mahkemesi seçimleri yönetir.  Bangladeş Milliyetçi Partisi (BNP) seçimleri kazanır. Hasina liderliğindeki Awami Ligi ana muhalefet partisi olarak parlamentoya girer. Hasina, yenilginin ardından partisine istifasını sunar ancak kabul edilmez. BNP lideri Halide Ziya ise Bangladeş’in ilk kadın başbakanı olarak göreve başlar.

Awami Ligi, seçimleri yönetmesi için geçici hükümet kurulmasına, seçimlerin geçici hükümetin kontrolü altında gerçekleşmesine dair anayasaya hüküm eklenmesini içeren tekliflerini diğer partilere sunar. BNP bu talebi kabul etmez.

1995 yılı sonlarında Awami Ligi ve diğer partilerin parlamento da uzun süreli yokluğu sebebiyle BNP de koltuklarını kaybeder. 15 Şubat 1996’da iktidardaki BNP dışındaki diğer bütün büyük partiler tarafından boykot edilmiş bir seçim yaşanır.

30 Haziran 1996 tarihinde bir sonraki parlamento seçimleri, oluşturulan geçici hükümet kontrolünde gerçekleşir. Hasina, 1996-2001 dönemi boyunca Bangladeş Başbakanı olarak görev yapar.

2001 yılında Bangladeş Milliyetçi Partisi liderliğindeki dört parti ittifakı 234 sandalyeyle seçimi kazanır. Awami Ligi mecliste sadece 62 sandalye kazanır. Hasina üç seçim bölgesinde de yenilir. Hasina, geçici hükümetin seçimlere hile karıştırdığını öne sürerek seçim sonuçlarını reddeder. Ancak toplumun çoğunluğu seçim sonuçlarından memnun olduğu için dört parti ittifakı hükümeti kurmaya gider.

2004 yılında Hasina, muhalefet lideri olarak ikinci dönemini yaşamaktadır, ülkedeki siyasi huzursuzluk had safhadadır. Abdullah Usta isminde bir milletvekili 2004 yılında öldürülür. Bunu bir bombalı saldırı izler ve 21 Awami Ligi parti destekçisinin ölümüyle sonuçlanır. Hasina’nın eski maliye bakanı da o yıl bir bombalı saldırıda öldürülür.

22 Ocak 2007’de yapılması planlanan seçimler, siyasi huzursuzluk ve kaos ortamı engeline takılmıştır.

General  Muin(Moeen), kansızbir darbeyle hükümeti devralır, olağanüstü hal ilan edilir ve siyasi faaliyetler yasaklanır. Seçimler ise ertelenir. Hasina, Muinrejimini destekleyeceğine söz verir. Talimatıyla, Awami Ligi Partisi genel sekreterliğine Abdul Celil getirilir.

Yolsuzluklar

Askeri yönetim, ülkenin içinde bulunduğu kaos ortamını gidermeye çalışırken yolsuzluk iddialarıyla da ilgilenir. 2007 yılının Mart ayında Halide Ziya’nın iki oğlu yolsuzlukla suçlanır. Hasina da Nisan 2007’de gasp ve yolsuzluk suçlamasına maruz kalır. Hasina, 1998 yılında Bangladeşli  iş adamı Tajul İslam Faruk(Farooq)’dan enerji santralinin inşası için rüşvet almakla suçlanır. Hükümetin santral projesini onaylamasına karşılık olarak 400.000 Amerikan Doları’nın üzerinde para aldığı iddia edilir.[6]

11 Nisan 2007’de, bir siyasi partinin dört taraftarının öldürülmesi ile ilgili Hasina’ya cinayet davası açılır. Hasina o sıralarda ABD gezisindedir. Bangladeş geçici yönetimi,Hasina’nın dönüşünü engellemek için çeşitli adımlar atar.18 Nisan 2007 tarihinde hükümet, medyada yer alan kışkırtıcı beyanların Hasina’nın dönüşü halinde tehlikeli bir hal alabileceğini söyleyerek Hasina’yı dönüşten men eder. 22 Nisan 2007 tarihinde, Hasina hakkında cinayet emri vermekten dava açılır. Hasina, kendisini mahkemede savunmak istediğini söyler. 23 Nisan 2007’de hakkındaki ülkeye giriş yasağı düşer.

Ülkedeki askeri vesayetin asıl gayesinin Halide Ziya ve Hasina gibi siyasi liderleri sürgün, baskı yöntemleriyle siyasetten uzaklaştırarak siyasi sistemi ordu lehine tekrar yapılandırmaktır.

16 Temmuz 2007 günü Hasina, eyalet polisi tarafından yolsuzluk suçlamasıyla tutuklanmıştı. (İLKHA)

ÇOK OKUNAN HABERLER
Bugün
Bu Hafta
Bu Ay