Hutbemizin Konusu; Çanakkale Zaferi

15 Mart 2010 Pazartesi, 23:00

1915’te gerçekleşen Çanakkale Savaşı tarihte yaşanmış çok önemli savaşlardan biridir. Dünya tarihinde, o güne kadar yapılan savaşlar arasında en fazla insan kaybı bu muharebede olmuştur.
 
Haçlı zihniyeti ile bir çok ülkenin bir araya gelerek çok üstün silah ve techizat ile Osmanlı şahsında İslam’a karşı açmış olduğu bir savaştır. Nihayetinde her iki tarafta büyük miktarda kayıplar vermiştir. Çanakkale, Anadolu dan ve İslam dünyasının her tarafından genç-yaşlı binlerce insanın savaştığı ve şehid düştüğü yerdir. Savaşa katılan bu insanların çoğu eğitimli ve inançlı insanlardı.
 
250 bin ölü ifadesi kimilerince abartılı görünse de bu rakamın 55 binin altında olmadığı tüm herkesin kabulüdür. İstiklal Harbinde toplam kaybın 8 ile 20 bin arasında değişen rakamlar olduğu dikkate alınırsa işin vehameti daha iyi anlaşılır. Bu savaşın sonuçlarının etkisi bütün dünyaya yansımıştır. Belki de bu toprakların bütünüyle elden gitmeyişini burada verilen mücadeleye borçluyuz.
Bunlar genel, bilinen, kabul gören ve herkesin mutabık olduğu ifadeler... Ancak, genel olarak tarih ve özellikle de yakın tarihte vuku bulan hadiselerde olduğu gibi Çanakkale Savaşı hakkında da  sağlıklı bilgilere sahip olduğumuz söylenemez. Resmi tarih ve bu tarihi kendilerine rehber edinmiş ırkçılar tüm yakın tarihi türlü efsane, hurafe ve yalanlar üzerine bina etmişlerdir. Bir çok meseleyi işlerine geldiği gibi yorumlayıp insanları yanlış yönlendirmekte ve bu meseleleri kendi amaçları için kullanmaktadırlar. Dolayısıyla bu konuları  biraz irdelemek gerekir. Zira meseleler hakkında doğru bir perspektife sahip olmak için doğru bilgilere  ihtiyacımız var.

En önce bilinmesi gereken savaş komutanının Mustafa Kemal değil de Liman van Sanders olduğu gerçeğidir...
Osmanlı ordusunun ıslahı düşüncesinden dolayı orduda yenilik yapmak için Almanya’dan istenen kurulun başkanı olarak 1913’te İstanbul’a gelmiş ve 1915’te Çanakkale’yi savunmak için 5. ordu komutanlığına getirilmiştir.
 
 
Böyle birinin ordu komutanı olması orada verilen emekleri boşa çıkarır mı veya değerini düşürür mü? Elbette ki hayır. Zaten gayemiz verilen mücadeleyi karalamak değil, veya gayri İslami olarak göstermeye çalışmak değil, durumu olduğu gibi anlatmaya çalışmaktır. Ancak ordunun komutanı bu şahıs iken ve mücadele de daha onlarca komutan var iken isimlerini dahi anmadan sadece Mustafa Kemal’i zikretmek ve savaşın tek kahramanı olarak lanse etmeye çalışmak ne kadar gerçekçi ve ne kadar sahici...
 
Mustafa Kemal bu savaşta 19. tümenin başında bulunmuş bir komutandı. Belli başarılar da elde etmiştir, bunlar doğrudur. Ancak oradaki onbinlerce askerin komutanı sadece Mustafa Kemal değildi ve sadece onun yönettiği birlik düşmanı yenmedi. Savaş  bitmeden 10 gün önce hava değişimi gerekçesiyle oradan ayrılan birine savaşı kazanan kişi gözüyle bakmak ne derece doğrudur. Herhalde düşman askeri 10 gün boyunca tatil yapmak için oralarda beklememiş...
 
Çanakkale de savaş artık siperlere saplandı idi. Mustafa Kemal düşmanın çekileceğinden şüphe etmediği için bir saldırı ile hepsini denize dökmeyi teklif etmişse de üst komutanlara anlatamamış, kendisine, boşuna harcıyacak kuvvetimiz, hatta bir erimiz yoktur, cevabını vermişlerdi. Büyük bir fırsatın kaçırılmakta olduğunu gören Mustafa Kemal 10 Aralık 1915 te görevinden istifa ettiğini bildirdi. Mustafa Kemal e saygı gösteren Liman von Sanders istifayı hava tebdiline çevirmiş, İstanbul a geldikten sonra düşmanın Çanakkale yi zararsızca boşalttığını öğrenmişti (19 Aralık 1915).Falih Rıfkı Atay-Çankaya
 

Sahi, İstiklal Harbinde komutan diye başarıyı sadece Mustafa Kemal’e mal edenler, neden Çanakkale’deki aynı başarıyı komutan Liman van Sanders’e mal etmiyorlar?
 
“Yalnızca, kahraman Türk askeri savaştı” tezini –yalanını- bahane edip diğer  müslüman halkları özellikle de Kürtleri aşağılayan ve onların bu savaşa hiç katkıları olmadığını iddia eden  bazı yorumlara da şahid olmaktayız. Savaş Osmanlı zamanında olmuş, Cumhuriyet döneminde değil.  O dönem bir ırk kaygısı ve bir ırk kavgası yoktu, sadece ve sadece inanç kaygısı vardı. Hatta İstiklal Harbinde de aynı kaygı vardı. Dolayısıyla Türkler ve Kürtler de dahil İslam aleminin her yerinden ve her ırkından müslümanlar vardı. Türkler dışında hiçkimse katılmamışsa  veya savaşa katılanların çoğunluğu Türklerden oluşmuşsa  dahi bu hakikat değişmez. Pek tabiidir ki hangi ırk hangi bölgede çoğunlukta ise onların savaşması... Aksi halde birileri de; Maraş, Antep, Urfa, Mardin, Diyarbakır, Van, Bitlis, Ağrı... kimler tarafından kurtarıldı diye sorabilir. Böyle bir sorunun ne manalar taşıyabileceğini de herhalde  akleden herkes rahatlıkla farkedebilir?  
 
Bu savaş kesinlikle Türkün savaşı değil, İslam veya Osmanlı ile Haçlı savaşı idi. Nitekim Birinci Dünya Savaşı esnasındaPakistanlı kadınlar bileziklerini –ki takı kadın için ne ifade eder bilinir-,çocuklarının rızkı olan evindeki zahiresini, ununu, velhasıl para edecek herşeyini satarak savaşa bir nebze de olsun katkıda bulunmaya çalışmışlardır. O insanlar da Türk olmadıklarına göre o uzak diyarlardan bu fedakarlığı yapmalarının tek gerekçeleri vardı, İslam.
 
Dikkat edilirse Osmanlı döneminde kazanılan başarı, herhangi bir olumlu davranış sürekli Türklük vurgusuyla izah edilmeye çalışılır, ancak o dönem kendilerince yapılmış olan herhangi bir yanlışlık veya eksiklik –en basitinden Ermeni Hadisesi gibi- Osmanlıya mal edilmeye çalışılır. İşlerine geldiği an kahraman ecdad olur, işlerine gelmediği an ise gerici ve yobaz Osmanlı olur.
 
Aslında sorun kimin ne yaptığı, ne ettiği değil... Kimin kazandığı, kimin savaştığı, kimin kahraman olduğu da değil... Asıl sorun her sene bu meseleyi kendi ırkçı düşünceleri, mevcut ideolojileri, kokuşmuş ordu ve askerleri için bir meşrulaştırma gayreti olarak kullanmaları. Özellikle de bu tarihlerde hemen her camide hutbede din kisvesi adı altında halka yutturmaya çalışmaları.
 
Tekrar vurgularsak,Çanakkale savaşı kazanılmış bir zaferdir ve bu İslam’ın zaferidir, buna gölge düşürme, karalama yada bu başarıyı küçümseme gayretinde değiliz.Kastımız yalanlarla bezenmiş tarihi olduğu gibi anlatmak ve bunun yanısıra o zamanın ordusu/askeri ile bu günkü orduyu/askeri, o zaman ki insanların niyeti ile bu zamankilerin niyetini bir göstermeye çalışan insanların ikiyüzlülüğünü ve bu hadiseyi kendi milliyetçi, ırkçı emellerine alet etmeye çalışanları gözler önüne sermektir.
 
Bu tür başarılar üzerinden kendi ırklarını kendi sistemlerini kendi zihniyetlerini ve kendi ordularını meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Ama aslında sadece kendilerini kandırıyorlar.
 
O anki asker ile şu anki askerin bir olabilmesi mümkün mü? Onlar alınları secde de çoğu medrese talebesi, bunlar kendi kirli emelleri için camiye bomba telaşında , onlar başörtüsü için savaşıyor bunlar başörtüsü ile savaşıyor, onlar halk için mücadele ediyor, bunlar halk ile mücadele ediyor... Nasıl bir olabilirler ki... Öyle kavramları içiçe geçirmekle insanları aldatamazlar. Zaten bu memleketin en büyük sorunu kirletilmiş kelime ve kavramlar ile o kavramların asıl mahiyetinin, özünün aynı şeymiş gibi izah edilmeye çalışılmasıdır.
 
Bu ordu  ve bu sistem değil mi; Stalin’in dahi cesaret edemediği ve başaramadığını başararak(!) ezanı senelerce Türkçe okutan, camileri ahırlara çeviren, kendi halkını her dönem en büyük tehdit gören ve bu halkın inançlarına dahi tahammülü olmayan...Bu ordu ve sistem değil mi 90 yıllardan itibaren Kuran Kurslarında ve Camilerde Kur’an öğrenmeyi dahi yasaklayan ve bunu ihlal ettiği gerekçesiyle kadın ve küçük çocukları dahi cezalandıran... Peki nasıl oluyor da Çanakkale’de mücadele edenler ile bunlar aynı kefeye konulabiliyor?
 
Ayrıca şunu da sormak lazım... Çanakkale Savaşını kazandık ta ne değişti? Cephe de kazandık, masabaşında kaybettik. Çanakkale geçilmez dedik, savaşı kazandık,tankla topla, tüfekle giremediler ama kültür ve sanat ile girdiler. Sadece Çanakkale’yi değil en ücra köyü dahi fethettiler. Bir milletin doğal kaynaklarına, tarihine, kültürel mirasına, hasılı milleti millet yapan maddi ve manevi mirasına sahip çıkması  savaş kazanmak kadar önemlidir. Savaş kazanmakla iş bitmez. Önemli olan başarıların kalıcı olabilmesi uğruna savaşılan değerlerin korunabilmesidir. Çanakkale’yi yad edmek için oraya gidenlerin yaptıkları herkesin malumu. Ahlaki, insani, inanç açısından ecdadlarının savaştıklarını   geride bırakmışlar.
 
Düşmanı yendik ama düşman içimize öyle adamlar yerleştirdi ki düşmanı dahi arar olduk.Bugün de işgal altında değil miyiz? Bağımsızlıktan söz etmek mümkün mü? Kim bağımsız olduğumuzu iddia edebilir ki? İncirlikte düşman askerleri konuşlanmış değil mi? İsrail savaş uçakları Konya semalarında eğitim uçuşları yaptıktan sonra Lübnan’a, Gazze’ye kadın ve masum çocukların üzerine fosfor bombası yağdırmıyor mu? IMF’nin direktifleri ile çiftçinin hangi ürünü ekeceği, bu ürünün miktarının ne kadar olacağı, hatta siyasi rotamızın nasıl olması gerektiği belirlenmiyor mu? Bu nasıl bağımsızlıktır peki...
 
 
Mehmet Çelik / Hürseda Haber
 


ÇOK OKUNAN HABERLER
Bugün
Bu Hafta
Bu Ay